Gıda enflasyonunda bir tutam iyimserlik
Normalde bu yazının konusu büyük bir enerji krizine adım adım yaklaşan dünya ekonomisi ve patlama yapacak olan enerji fiyatlarının yaratacağı domino etkisiyle büyük bir ekonomik krize yuvarlanacak ülkeler olmalıydı.
Bu ülkelerin başında da Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri yani ABD’nin müttefikleri bulunuyor. Takdir edersiniz ki karamsarlık dozu bir hayli yüksek bir yazı olacaktı. Tereddüt ettim.
Bayram ertesinde acaba iyimser bir yazı yazabilir miyim diye baktım ve geçen hafta açıklanan tarım üretici ve girdi fiyatları istatistiklerinden nispeten iyimser bir yazı yazılabileceğini gördüm (ya da gördüğümü sandım).
Tarım üretici fiyatlarında çok düşük artış
Şubat ayında tarım üretici fiyatlarında aylık artış yüzde 0,2’de kalmış. Yüzde 0,2 2018’den bugüne görülen yani son 6 yılın en düşük artış oranı. Gelecek aylarda üretici fiyat artışları bu seviye civarında gerçekleşse tarım ürünlerinde yıllık enflasyon yüzde 3’ün altında kalır! Böyle bir mucize olmayacağını biliyoruz. Alt kalemlere bakıldığında, TÜİK’in adlandırmasıyla “Tek yıllık / uzun ömürlü olmayan bitkiler” ile “Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde” Şubat ayında fiyat artışları sırasıyla yüzde 4,3 ve 6,5. Yıllık olarak da Tarım-ÜFE yüzde 43,6’dan 40,1’e gerilemiş durumda.
Böyle ise Tarım-ÜFE’de artış nasıl yüzde 0,2’de kaldı diye soracaksınız. Tarım üretimi ile ilgili hizmetlerin fiyatları yerinde saymış; artış yüzde 0,03’ten ibaret. Balıkçılık ve su ürünleri fiyatlarında da yüzde 0,4’lük düşüş var.
Ama çok düşük genel ÜFE artışının esas kaynağı “Çok yıllık (uzun ömürlü bitkilerin)” ortalama fiyatındaki yüzde 5,8’lik düşüş. Tahıl ve baklagillerden oluşan bu ürün grubunda son dönemde çok yüksek fiyat artışları yaşanmıştı.
O kadar ki Ocak ayında yıllık artış yüzde 84’ü bulmuştu. Şubat ayında yüzde 79’un altına indi. İnmeye devam edecek gibi duruyor. Bu durumda önümüzdeki aylarda Tarım-ÜFE artışı yüzde 0,2’den daha yüksek olsa bile nispeten düşük kalması olası.
Gübrede fiyat artışı yavaşlıyor
Üretici fiyatlarındaki gelişmelerle yetinmeyip tarımda maliyet yönünden durum nedir diye de bakmak gerekiyor. Geçen hafta açıklanan Ocak ayı tarımsal girdi fiyatları istatistiklerinde bazı olumlu gelişmeler görülüyor. Toplam girdi düzeyinde aylık fiyat artışı yüzde 3,9. Oldukça yüksek ama aynı zamanda son 2 yılın en düşük artışı. İyi haber tarım üretiminde önemli bir maliyet unsuru olan gübrede fiyat artışının yüzde 1,6’da kalması. Yıllık artış da yüzde 37,9’a gerilemiş durumda. Gübrede yıllık fiyat artışlarında zirveye yüzde 58,3 ile geçen yılın Temmuz ayında ulaşılmıştı. O tarihten bu yana gübre fiyatlarında artış giderek yavaşlıyor. Bir de ne yazık ki kötü haber var. Hayvan yeminde Ocak ayında artış yüzde 4,3. Şubat ayında hayvan ürünlerinde yüzde 6,5 oranındaki fiyat artışı şaşırtıcı değil.
Tarım üretici fiyatlarında şubat ayında enflasyonun çok düşük kalması ve genelde eğilimin düşüş yönünde olması bu yıl gıda enflasyonunun yavaşlayacağına dair umut verdiği sanırım söylenebilir. Ancak iki önemli riski göz ardı edemeyiz. Birincisi, üretici fiyatlarının artışında dikkate değer bir yavaşlama olsa bile bu olgunun pazar ve market fiyatlarına ne ölçüde yansıyacağının belirsiz olması.
Bu belirsizlik önemli ölçüde ulaşım maliyetlerine yani petrol fiyatlarındaki belirsizlikten kaynaklanıyor. İkinci risk ise hava koşulları. Geçen yıl yaşanan kuraklık üretimi dolayısıyla enflasyonu olumsuz etkilemişti. Bu yıl durum nedir diye merak edip internete baktığımda, “2026 yılında tarımsal hava durumu, iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık riski, düzensiz yağışlar ve aşırı hava olayları (fırtına, dolu, don) ile karakterize olacak” yanıtını aldım.
Umarım savaş biraz an önce biter, meteorolojik öngörü de yanlış çıkar. Ama ne olur olmaz diye yazının başlığına “bir tutam” betimlemesini ekleme gereğini duydum.
