İran savaşı, enflasyon mücadelesi, büyüme

Jeopolitik bölünmenin küresel ekonomiyle buluşması İran – ABD - İsrail

2026 yılının ilk çeyreğinde, ABD ile İran arasında başlayan ve İsrail’in katılımıyla genişleyen savaş, Orta Doğu’nun yanında küresel ekonomi üzerinde de derin etkiler bırakıyor. Türkiye bu coğrafyanın kalbinde yer alıyor: hem enerji ithalatçısı, hem önemli bir ticaret koridoru, hem de NATO üyesi olarak siyasi sorumlulukları bulunan bir aktör. Bu çok taraflı rol, çatışmanın doğrudan ekonomik etkilerini hem kısa hem de orta vadede artırıyor.

Türkiye’nin bu savaşa doğrudan askeri müdahalesi yok; fakat ekonomik yapısı dışsal şoklara oldukça açıktır. Enerji bağımlılığı, ithalat-ihracat yapısı, finansal piyasalar ve uluslararası yatırımcı algısı üzerinden etkiler hem makroekonomik göstergeler hem de piyasa beklentileri ile ölçülebilir hale geliyor.

 Enerji fiyatları ve enflasyon baskısı: Temel kanal

Savaşın kısa vadeli en belirgin etkilerinden biri, enerji fiyatlarının yükselmesi oldu. ABD-İsrail saldırıları sonrasında Brent petrol fiyatları hızla arttı; haftanın başında varil fiyatı yaklaşık 79–80 $ civarına çıkarken, bu yükselişin devam edebileceği beklentisi hâkim. Reuters kaynaklı analizler savaşın enerji arz kanallarını özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik güzergâhlar üzerinden bozduğunu belirtiyor ki bu bozulma Türkiye gibi net enerji ithalatçısı ülkeleri doğrudan etkiliyor. 

Enerji fiyatlarındaki etkiler (Sayısal görünüm)

Brent petrol fiyatı 2026 başında 70 $ seviyelerinden hızla 79–80 $ bandına yükseldi. 

Türkiye gibi enerji ithalatçılarında bu fiyat artışı doğrudan üretim maliyetlerine, ulaştırma giderlerine ve nihai tüketici fiyatlarına yansıyor.

Daha da önemlisi, TCMB analizi petrol fiyatlarındaki ’luk artışın enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı taşıyabileceğini öngörüyor. 

Enerji maliyetlerindeki hızla artış, üretim maliyetine; üretim maliyetindeki artış da perakende fiyatlara aktarılıyor.

Bu mekanizma üzerinden enflasyon tekrar ivme kazanabilir, ücret-fiyat sarmalını tetikleyebilir ve para politikası kararlarını karmaşıklaştırabilir.

Finansal piyasalar ve döviz kuru üzerindeki baskılar

Savaşın patlak vermesiyle birlikte Türkiye finansal piyasaları da oldukça duyarlı hale geldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa istikrarını sağlamak amacıyla yaklaşık 8 milyar $ düzeyinde döviz satışı gerçekleştirdi; bu müdahale, TL üzerindeki satış baskısını hafifletmek ve piyasa likiditesini düzenlemek hedefiyle yapıldı. 

Ancak bu tür müdahaleler kısa vadeli etki sağlasa da, piyasalarda risk algısını tamamen ortadan kaldırmadı:

-Borsa İstanbul BIST-100 endeksi düşüş kaydetti. 

-TL/USD kuru bir süreliğine dip seviyelere yakın hareket etti.

-Tahvil getirileri yükseldi, bankacılık endeksleri düşüş yaşadı.

-Bu tür risk algısı, yabancı yatırımcıya daha temkinli yaklaşma eğilimini doğuruyor ve Türkiye’nin uzun vadeli sermaye girişleri üzerinde bir risk primi oluşturuyor.

 Ticaret ve sınır ticaretinin kısa vadeli engel ve mülteci tehdidi

2026’nın Mart başında İran’dan bazı vatandaşların Türkiye’ye giriş yaptığı, sınır kapılarında kontrollü ticaretin sürdüğü gözlemlendi. Bu geçici akın, kısa vadede iki etki yaratıyor:

Ticari transit akışlar sürdüğü müddetçe lojistik hattı zarar görmüyor.Fakat politik belirsizlik, dış ticaret partnerleriyle olan ilişkilerin kısa vadeli risk primini artırıyor.

Türkiye ile İran arasında tarihsel olarak devam eden ticaret hacmi yaklaşık 5,5 milyar $ civarındadır ve bu hacim savaş beklentisiyle olumsuz etkilenebilir. 

 Para politikası ve Merkez Bankası’nın görevi

TCMB’nin mevcut politika faiz oranı yaklaşık 37 % olup bu, 2024 sonundan beri süren gevşetici politikanın bir sonucudur. Savaş kaynaklı jeopolitik şok (enerji fiyatları, kırılgan TL, dış ticaret riskleri) nedeniyle, piyasalardaki beklenti TCMB’nin önümüzdeki toplantıda faiz indirimini durduracağı yönünde.........

© Dünya