We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Türk bankacılık sektörünün istatistiki- analitik zaafları ve öneriler

8 0 0
23.09.2021

Orhan ÖKMEN

SESMİR Başkanı

1. Kaynağa dönüşen gelir veya gider oranları Türk Bankacılık sektöründe hesaplanmaması Risk Yönetimi mücadelesini oldukça zahmetli bir uğraşı haline getirmektedir: Bankacılık sektöründe gelirlerin kaynağa dönüşme oranı ile giderlerin ödenme oranları hesaplanmadığı için faiz, kur, kredi, likidite risklerinin yönetimi doğru bir şekilde yapılmamaktadır. Halbuki, kaynağa dönüşen gelir veya gider ya da kaynağa dönüşmeyen gelir ya da gider kavramları hesaplanmadan ya da tespit edilmeden risk yönetimi yapılamaz. Amaç, kaynağa dönüşen gelir yaratılmasıdır. Kaynağa dönüşmeyen gelirlerin tahsilat riski devam etmektedir. Bu kapsamda tahsilat, tahakkuk ve reeskont kavramlarının hem miktar olarak hem de faize dönüştürülmüş oran olarak biri birlerinden iyice ayrıştırılması gerekir. Bankacılık sektöründe bu ayrım sadece miktar olarak yapılmakta, ancak çok garip olsa da faiz oranı anlamında böyle bir ayrıma gidilmemektedir. Gelirin kaynağa dönüşüm oranı ile giderin ödeme oranı arasındaki ilişki ya da gelirin kaynağa dönüşmemiş oranı ile giderin ödenmemiş kısmı arasındaki ilişikler vade uyumsuzluğunun boyutuna göre artıp azalacaktır. Bu oran sıfır ile 100 arasında değişecektir. 100’e yaklaşması kaynakların aktife göre çok kısa vadeli olduğunun göstergesidir. Sıfıra yaklaşması ise likit varlıklarda aşırılığa kaçıldığının işaretidir. Bunlar bilinmeden risk odaklı denetim yapılması daha zor olmaktadır.

2. Türk Bankacılık sektörü kar ya da zarar üretim kaynaklarını analiz etmeye başlamalıdır: Bankaların zarar ya da kar etmesinden ziyade nereden zarar ya da kar ettiği daha önemlidir. Finansal tablolarında kar eden bir bankanın bu karını bilanço içerisinden üretmesi asıl olanıdır. Banka finansal tablolarının karlı gözükmesine rağmen bilanço içi neticelerinin zararda olması muhtemeldir. Bu ise en tehlikeli olanıdır. O nedenle zararın ya da karın bilanço içinden veya bilanço dışından gelip gelmediğinin teşhisi önem arz etmektedir. Hangi işlemin bilanço içerisinde, hangisinin ise bilanço dışında değerlendirilmesi ise bir başka önemli noktadır. Finansal sonuçların tatmin edici bir karlılık seviyesinde olmamasının nedenleri çok iyi teşhis edilmelidir. Finansal sonuçların tatmin edici bir karlılık seviyesinde olmamasının nedenleri çok iyi teşhis edilmelidir.

3. Türk Bankacılık sektörü, sahip olduğu öz kaynaklarının haricinde kar edip etmediğini analiz dışı bırakmaktadır: Bankaların; kiralar, ücretler ve işletme giderlerinin faize dönüştürülmüş maliyetlerinin de dahil edilerek hesaplanmış aktif getiri faiz oranlarının, yabancı kaynak maliyet oranları ile karşılaştırılmasında, aradaki fark pozitif değilse, o banka, varlığını öz kaynaklarının gücüyle sürdürüyor ve kendinden yiyor demektir. Böyle bir bankanın finansal tabloları karlı gözükecek olsa bile esasen zararda olduğu bilinmelidir. Performans için temel kar, öz kaynakların haricinde oluşturulmuş bilanço içi kardır. Öz kaynaklardan veya bilanço dışından oluşturulmuş karlar performans kriteri olamaz. Kaynak ve kullanım dengeleri temel kar kavramı üzerine inşa edilmelidir. Kaynak kullanım dengesinde, vade uyumsuzluğunda, vade uyumsuzluğunun doğal sonucu olarak oluşan faiz farklılaştırılmasında öz kaynakların ve öz kaynak karlılığının etkisine ve gücüne sığınılarak riske maruz değerler oluşturulmamalı ve yönetilmemelidir. Böyle bir durumda beklenen karlılık, halkın değişiyle kudurup sermayeyi de yiyebilir. Sermayedar bilançosundan ayıklanarak ulaşılan mudi bankacılığına ait bilanço içerisine hapsedilmemiş ve dolayısıyla sermayeye bulaştırılmış riske maruz değerlerin yönetimi en zor ve en tehlikeli olandır. Sermayenin tek işlevi mudi bankacılığı bilançosunun içerisindeki riske açık değerler nedeniyle oluşan zararların finansmanı veya sigorta fonudur. Öz kaynağın kendisini riske maruz değer haline getirmek, yabancı fonların sigorta portföyünü riske atmaktır.

Öz kaynağın bizzat kendisini riske maruz değer halinde getirmemek; çok büyük bir dikkatle sermayedar bilançosunun mudi bankacılığından ayrılmasını ve sadece mudi bankacılığının bilanço içi varlık ve kaynaklarına odaklanılmasını gerektirir. Bilanço dışında yüklenilecek yükümlülüklerin de temeli yine mudi bankacılığının bilanço içi varlık ve kaynakları ile ilişkilendirilmelidir. Kendi içinde karlı olmayan mudi bankacılığının zararını öz kaynak getirisiyle kapatmak kar illüzyonu ise, öz kaynakların donuk ve getirisiz aktiflere bağlanıp bu yolla sermayedar bilançosunun mudi bankacılığından fonlanır hale getirilmesi de zarar illüzyonudur. Sonuçta her iki durumda da yabancı kaynaklara karşı sermayenin sigorta işlevsizliği baş gösterir. Mudi bankacılığının çözmesi gereken temel soru ise dönem içerisinde yaratılan birikimli karın faiz kayıplarına karşı oluşturduğu dirençtir. Böyle bir direncin bileşik faiz etkisi yaratarak daha da güçlenmesi tahsilat ve tahakkuk getiri faiz oranlarının yüksekliği ile alakalıdır. Reeskont gelirleri kaynağa dönüşmüş bir kar değildir. O nedenle toplam gelir/gider faiz oranları ile net faiz marjlarının; tahsilat, ödeme, tahakkuk, reeskont bazında ayrıştırılarak izlenmesi gerekir. Günümüzde bankacılık sistemimiz, gerçekleşen tahsilat, ödeme, tahakkuk, reeskont faiz oranları kavramlarına yabancıdır. Halbuki, karlılığın tespiti için yeterli olsa bile likidite ve faiz risklerinin yönetimi için sadece toplam getiri faiz oranı ile toplam maliyet faiz oranlarını bilmek yeterli değildir.

4. Kar ya da zararlarını ürün ve müşteri bazına indirgeyerek hesaplayamayan Türk bankacılık sektörünün oluşturduğu bütçeler bu nedenle temenni olmaktan öteye geçememektedir: Bankaya kaynak sağlayan veya getirili varlık oluşturma sorumluluğu olan veya hem kaynak sağlayan hem de varlık oluşturma sorumluluğu olan her birim veya şube kar merkezidir. Bu tanım kapsamında kar merkezleri olarak; sermayedar, şubeler, hazine bölümü, muhabir ilişkileri olup bunların dışında kalan diğer birimler hizmet ve destek departmanlarıdır. Sermayedar dışında kalan kar merkezlerinin tamamına mudi bankacılık kesimi de denilebilir. Hizmet ve destek birimlerinin giderleri de kar merkezlerine dağıtılmalıdır. Kar merkezlerinin her biri için önce bağımsız bilanço ve buna bağlı olarak da bağımsız gelir gider tabloları üretilmelidir. Kar merkezli kâr-zarar tabloları üretilmeden bankanın performans ölçümü anlamsızlaşacak ve başarı bölüşümü üzerinde anlaşmazlıklar ve gereksiz enerji kayıpları yaşanacaktır. Bilançonun ürettiği gelir ve gider kavramlarının içerisinde sadece faizler yoktur. Bunun yanında varlık veya kaynak nedeniyle otomatik olarak oluşan her çeşit gelir ve giderler de dahildir. Örneğin, repolar için ödenen borsa katılım payları; krediler üzerinden alınan komisyonlar, amortismanlar, bilanço içi pozisyonun bilanço dışı işlemlerle hedge edilmesi için yapılan nazım hesaplarından oluşan gelir giderler, kur farkları ve benzeri adlar altındaki her türlü gelir giderlerin bilanço tarafından üretilmiş olduğu kabul edilir.

Personel ve işletme giderleri için ön bölümlerde yer alan yöntemine göre hesaplanan tutar optimum tutardır. Fiili tutar ile optimum tutar arasındaki pozitif veya negatif farkların sermayedar bölümü ile ilgisi yoktur. O nedenle bu farklar Mudi bankacılığı arasında bilanço büyüklüğü bazında paylaştırılmalıdır.

Bilanço dışı giderler içerisinde sayılan kalemler arasında bulunan; takipteki krediler için ayrılan karşılıkları kullandırımı yaptıran birimlerin, genel........

© Dünya


Get it on Google Play