menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Önder!

22 1
thursday

“Terörsüz Türki­ye” konusu ilk ortaya atıldığı günden beri sık sık yapılan “iç cephenin güçlenmesi” vurgusu önemli. Ata­türk Nutuk’ta iç cep­heyi şu şekilde tarif eder; “Dahili cephe, görünürdeki cephe...Asıl olan dahili cep­hedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin vücu­da getirdiği cephedir. Görünürde­ki cephe, doğrudan doğruya ordu­nun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir.

Fakat bu hal, hiçbir vakit bir memleke­ti, bir milleti mahvedemez. Mü­him olan, memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren dahili cephenin düşmesidir. Bu hakika­te bizden ziyade vakıf olan düş­manlar, bu cephemizi yıkmak için asırlarca çalışmışlar ve çalışmak­tadırlar. Bugüne kadar muvaffak da olmuşlardır. Hakikaten ‘kale­yi içinden almak’ dışından zorla­maktan çok kolaydır………...”

Bu tanım üzerinden Türkiye’de terörü sonlandırmayı iç cephe kavramı üzerinden yapma düşün­cesi bizi sonuca götürür mü? Ben­ce bu en önemli soru. Sorun bir azınlık sorunu mu yoksa dış güçle­rin desteklediği bir ayrılıkçılık mı? Çoğunuzun ikinci soru için “evet” cevabı verdiğinizi tahmin etmek zor değil. Sorun da burada yoğun­laşıyor.

PKK dediğiniz örgüt yerel bir konumda değil. Türkiye dışında İran, Irak ve Suriye’de konumlan­mış durumda. PKK yalnızca bir ülkenin güdümünde olan bir ör­güt de değil. İşin içerisinde ABD, Fransa, Almanya, İngiltere, İran, Baltık ülkeleri ve adını saymak­la bitiremeyeceğimiz birçok ül­ke var. İşin ilginç yanı bu ülkeler PKK’yı terör örgütü olarak da ta­nıyan ülkeler.

Örgüt yalnızca devletlerden destek almıyor. Uluslararası si­lah, uyuşturucu, insan kaçakçı­lığı, kara para aklayıcılığı yapan kartellerinde kullandığı bir ko­numa sahip. Birçok devlet kendi topraklarında PKK’nın bu........

© Dünya