CHP’de Dünya Savaşı |
Dünya tarihinde yaşanan büyük çaplı savaşların nedenleri genellikle çıkarlara, jeopolitik mücadelelere, güvenlik kaygılarına vs. dayandırılsa da çoğu çatışmanın kökeninde zihniyet farklılığı bulunur.
Zira çıkar, arzu, korku, kaygı, tehdit gibi kavramlara dair algı çerçevemizin esas mimarı zihin dünyamızdır. Aynı dünyayı tehlikeli bir yer olarak da görebiliriz; iş birliğine açık bir küresel köy olarak da. Etnik, kültürel, ırksal farklılıkları bir zenginlik olarak da algılayabiliriz; peyzajını özenle tasarladığımız gül bahçemizin güzelliğini bozan ayrık otları olarak da.
Bu yüzden tarihteki birçok siyasi mücadelenin somut çıkarlardan ziyade algılara ve zihinsel haritalara paralel olarak şekillendiğini söyleyebiliriz. Çoğu zaman neden ve nasıl taraf olduğumuzu, birbirimize düşmanlaştığımızı anlayamadan “biz ve onlar” saflaşmasında yerlerimizi alırız.
Bu noktada belki sorulması gereken esas soru; “tarafları taraf haline getiren şeyin ne olduğudur.” Bir çatışma veya rekabette taraflar farklı zihinsel evrenlere sahip oldukları için mi ayrışırlar; yoksa siyasi aktörlerin egemen güç olma arayışlarını besleyecek bir düşünsel araca olan ihtiyaçlarına mı kurban olurlar? Buradan ikinci soruya geçebiliriz: “Bugünün dünyasında rekabeti ve ayrışmayı şekillendiren düşünsel fay hattı nedir? Günümüzün siyasi mimarisinin taşıyıcı sütunları nelerdir?”
Benim cevabım yeni siyasi mimarinin “küreselci – ulusalcı” diyalektiği üzerine kurulduğu yönünde.
Küreselci ulusalcı diyalektiği
1989 yılında Berlin duvarının yıkılması, küreselleşmenin artık geri döndürülemez bir noktaya geldiğini ve devletleri ayıran sınırların geçirgenleşeceğini düşündürtmüştü. Devletler üstü normlar oluşturulacak, ortak yönetişim ilkeleri güçlendirilecek, küresel köyümüzü el birliği ile cennete çevirecektik. Böylelikle yeni dünyamızda, açık toplum, serbest piyasa ve uluslararası iş birliği mecburi istikamet haline gelecekti. Olmadı! Tarih beklendiği şekilde akmadı ve devletlerin sistemin........