Yeni yıla girerken: Hız, akıl ve vicdan arasında
Yılın son günleri her zaman tuhaf bir duraklama hissi yaratır. Takvim ilerlemeyi dayatırken, insan zihni geriye bakmadan edemez. Bitirdiklerimiz, yarım kalanlar, görmezden geldiklerimiz… İş dünyası içinse bu günler yalnızca bilanço kapanışı değil; aynı zamanda bir muhasebe anıdır. Sadece rakamların değil, kararların, önceliklerin ve niyetlerin de muhasebesi. Yıl boyunca verilen küçük kararların, yapılan tercihlerin ve ertelenen soruların toplamı, bu günlerde daha görünür hâle gelir.
2025’i geride bırakırken, dünyanın daha sakin, daha öngörülebilir bir yer olduğunu söylemek zor. Küresel belirsizlikler, savaşlar, ekonomik dalgalanmalar, göçler, iklimle bağlantılı krizler ve toplumsal kırılmalar artık istisnai başlıklar değil, gündelik hayatın bir parçası. Bu tablo, bireyler kadar kurumları ve liderleri de yoruyor. Çünkü belirsizlik arttıkça, karar almak zorlaşıyor; karar almak zorlaştıkça hataya tahammül azalıyor. İş dünyası tam da bu sıkışmışlık içinde yol almaya çalışıyor.
Bugün şirketler yalnızca piyasa koşullarıyla değil, aynı zamanda artan beklentilerle de karşı karşıya. Çalışanlar anlam arıyor, müşteriler güven talep ediyor, toplum kurumların durduğu yeri sorguluyor. Bu da iş dünyasını, alışık olduğu hız ve performans ölçütlerinin ötesinde bir düşünmeye zorluyor. Artık yalnızca “ne yaptığımız” değil, “nasıl yaptığımız” da belirleyici hâle geliyor.
Tam da bu nedenle yeni yıla girerken sormamız gereken soru yalnızca “daha hızlı mı olmalıyız?” değil. Hız, çoğu zaman bir refleks hâline gelmiş durumda. Oysa asıl mesele, bu hızın bizi nereye taşıdığı. Bu yüzden belki de asıl soru şu olmalı: Bu hızın içinde nasıl insan kalacağız? Nasıl düşüneceğiz, nasıl ilişki kuracağız, nasıl sorumluluk alacağız?
Belki de artık........
