Yeni statü simgesi: Yoğunluk |
Bir zamanlar statü, sahip olunanlarla ölçülürdü: Ev, araba, tatil, marka. Bugün ise çok daha soyut bir gösterge öne çıkıyor: Yoğunluk. “Çok yoğunum”, “hiç vaktim yok”, “toplantıdan çıkıp toplantıya giriyorum” gibi cümleler, modern iş hayatında neredeyse birer başarı beyanına dönüşmüş durumda.
Meşgul olmak, üretken olmaktan bağımsız biçimde değerli kabul ediliyor. Hatta çoğu zaman ne yapıldığından çok, ne kadar meşgul olunduğu konuşuluyor. Bir çalışanın ne ürettiği değil, ne kadar ulaşılmaz olduğu; ne sonuç aldığı değil, ne kadar yorulduğu görünür hale geliyor. Bu durum, yoğunluğu bir gereklilikten ziyade bir statü işaretine dönüştürüyor.
Yoğunluğun bu kadar merkezde olduğu bir çalışma kültüründe, sakinlik, odaklanma ve boşluk ise neredeyse şüpheli kavramlar haline geliyor. Takvimi dolu olmayan, geç saatlere kadar çevrimiçi kalmayan ya da sürekli “meşgul” görünmeyen çalışanlar, farkında olmadan bu statü yarışının dışında kalıyor. Sessizlik, verimlilikle değil; çoğu zaman eksiklikle ilişkilendiriliyor.
Yoğunluğun statüye dönüşmesinin birkaç temel nedeni var. İlki, rekabet. İş dünyasında yer kapmanın ve vazgeçilmez görünmenin en kolay yollarından biri, sürekli meşgul olduğunu göstermek. Boşluk, verimsizlikle; yoğunluk ise önemle eşleştiriliyor. “Yoğunum” demek, çoğu zaman “bana ihtiyaç var” demenin dolaylı bir yolu haline geliyor.
İkinci neden belirsizlik. Geleceğin net olmadığı dönemlerde insanlar, kontrol duygusunu yoğunlukla telafi ediyor. Takvim doluysa, yapılacaklar listesi kabarıksa, hayatın da bir anlamda kontrol altında olduğu hissi oluşuyor. Bu, özellikle........