menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni statü simgesi: Yoğunluk

16 1
saturday

Bir zamanlar statü, sahip olu­nanlarla ölçülürdü: Ev, ara­ba, tatil, marka. Bugün ise çok da­ha soyut bir gösterge öne çıkıyor: Yoğunluk. “Çok yoğunum”, “hiç vaktim yok”, “toplantıdan çıkıp toplantıya giriyorum” gibi cüm­leler, modern iş hayatında nere­deyse birer başarı beyanına dö­nüşmüş durumda.

Meşgul olmak, üretken olmak­tan bağımsız biçimde değerli ka­bul ediliyor. Hatta çoğu zaman ne yapıldığından çok, ne kadar meş­gul olunduğu konuşuluyor. Bir ça­lışanın ne ürettiği değil, ne kadar ulaşılmaz olduğu; ne sonuç aldığı değil, ne kadar yorulduğu görünür hale geliyor. Bu durum, yoğunlu­ğu bir gereklilikten ziyade bir sta­tü işaretine dönüştürüyor.

Yoğunluğun bu kadar merkez­de olduğu bir çalışma kültüründe, sakinlik, odaklanma ve boşluk ise neredeyse şüpheli kavramlar ha­line geliyor. Takvimi dolu olma­yan, geç saatlere kadar çevrimiçi kalmayan ya da sürekli “meşgul” görünmeyen çalışanlar, farkında olmadan bu statü yarışının dışın­da kalıyor. Sessizlik, verimlilikle değil; çoğu zaman eksiklikle iliş­kilendiriliyor.

Yoğunluğun statüye dönüş­mesinin birkaç temel nedeni var. İlki, rekabet. İş dünyasında yer kapmanın ve vazgeçilmez görün­menin en kolay yollarından biri, sürekli meşgul olduğunu göster­mek. Boşluk, verimsizlikle; yo­ğunluk ise önemle eşleştiriliyor. “Yoğunum” demek, çoğu zaman “bana ihtiyaç var” demenin do­laylı bir yolu haline geliyor.

İkinci neden belirsizlik. Ge­leceğin net olmadığı dönemler­de insanlar, kontrol duygusunu yoğunlukla telafi ediyor. Takvim doluysa, yapılacaklar listesi ka­barıksa, hayatın da bir anlamda kontrol altında olduğu hissi olu­şuyor. Bu, özellikle........

© Dünya