Yaratıcılık mı, tekrar endüstrisi mi?

Yapay zekâ sistemleri yaratıcılığı değil, doğrulanmış başarıyı büyütüyor. En çok izleneni, en çok etkileşim alanı, en çok tekrar edileni öneriyor. Yani sistem doğası gereği “ortalama beğeniyi” ödüllendiriyor. Bu yüzden bugün içerik dünyasında büyük bir tekrar hissi oluşuyor.

Bir süredir sosyal medyada, reklamlarda, kurumsal film­lerde ve hatta kişisel paylaşım­larda garip bir his dolaşıyor. Her şey profesyonel görünüyor ama hiçbir şey gerçekten akılda kal­mıyor. Herkes yaratıcı olmaya çalışıyor ama ortaya çıkan işler giderek birbirine benziyor. Ay­nı müzikler, aynı geçişler, aynı “duygusal” ton, aynı ilham ver­me çabası, aynı samimiyet gös­terisi… Bir reklam filmini izliyor­sunuz, ardından başka bir marka geliyor ve sanki aynı ajansın, hat­ta aynı kişinin elinden çıkmış gi­bi hissediyorsunuz.

Bir dönem markaların en bü­yük derdi farklılaşmaktı. Şim­di ise görünür olabilmek uğruna birbirlerine benzemeye başladı­lar. Üstelik bunu sadece reklam dünyasında görmüyoruz. Lin­kedIn’de CEO paylaşımlarında, sürdürülebilirlik raporlarında, kriz iletişimlerinde, influencer videolarında, hatta şirket içi ile­tişim dilinde bile aynı tonu his­sediyoruz. Herkes aynı anda “öz­gün” görünmeye çalışırken aynı estetik ve aynı cümle yapılarının içine sıkışıyor.

Aslında bunun temel nedeni yalnızca yaratıcılık krizine gir­memiz değil. Çok daha büyük bir dönüşüm yaşıyoruz. Yapay zekâ araçlarıyla birlikte tarihte ilk kez bu kadar çok insan aynı anda içe­rik üretebiliyor. Fikir üretmek, görsel hazırlamak, slogan yaz­mak, video kurgulamak artık yal­nızca profesyonellerin yaptığı iş­ler olmaktan çıktı. Birkaç yıl önce saatler sürecek bir sunum bugün birkaç komutla hazırlanabili­yor. Bir reklam metni saniyeler içinde yazılıyor. Moodboard’lar, kampanya fikirleri, sosyal med­ya içerikleri neredeyse otomatik üretiliyor.

Bu büyük bir demokratikleş­me gibi görünüyor. Ama aynı za­manda başka........

© Dünya