Yapay zekâ: Melek mi, şeytan mı?

Yapay zekâ tartışmalarına her sabah yeni bir başlıkla uyanı­yoruz. Bir gün “insanlığın en bü­yük üretkenlik sıçraması” man­şetleri atılıyor, ertesi gün “işsiz­liğin otomasyonu” konuşuluyor. Silikon Vadisi’nin iyimser kana­dı –ve Elon Musk’ın da farklı za­manlarda işaret ettiği tablo, ya­pay zekânın uzun vadede genel bir refah artışı yaratacağını, in­sanların çalışmak zorunda kal­madığı, çalışmanın bir tercihe hatta bir hobiye dönüştüğü bir düzenin mümkün olabileceğini savunuyor. Daha yüksek verim­lilik, daha ucuz mal ve hizmetler, daha bol zaman…

Bu iyimserliğin karşısında ise başka bir kamp var: Yapay zekâ­nın yalnızca işleri değil, gelir da­ğılımını ve sosyal sözleşmeyi de dönüştüreceğini; kazananların çok kazandığı, kaybedenlerin hızla geride kaldığı bir ekonomi yaratabileceğini söyleyenler.

Aslında bu iki uç senaryo uzun süredir masada. Ancak son gün­lerde bu tartışma yeniden alev­lendi. Nedeni de bağımsız araş­tırma şirketi Citrini Research’in yayımladığı ve küresel piyasalar­da ciddi yankı uyandıran analiz notuydu.

Kötümser senaryonun piyasa provası

Citrini Research’ün çalışması klasik bir tahmin raporu değildi. 2028’den geriye dönüp yazılmış bir kriz anlatısıydı; yani bugün­den geleceğe bakan değil, gele­cekten bugüne yazılmış bir stres testi niteliği taşıyordu. Senaryo­ya göre yapay zekânın beklenen­den çok daha hızlı yayılması özel­likle beyaz yakalı işlerde sert bir daralmaya yol açıyor; şirketler maliyetleri düşürürken ücret ar­tışları duruyor, hatta bazı sektör­lerde geriliyor.

Raporda beyaz yakalı işsizlik oranının çift hanelere yükseldi­ği, yüksek gelir grubundaki çalı­şanların dahi iş kaybı yaşadığı bir tablo kurgulanıyor. Gelir kaybı yaşayan profesyonellerin mort­gage (ev kredisi) ödemelerinde zorlandığı, konut talebinin zayıf­ladığı ve özellikle büyük şehirler­de konut fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluştuğu anlatılıyor.

Yani araştırma şirketinin or­taya koyduğu senaryoda mese­le yalnızca “iş kaybı” değil. Tü­ketim daralıyor, kredi kartı har­camaları zayıflıyor, borç geri ödemelerinde stres artıyor ve bu durum finansal sisteme sirayet ediyor. Üretkenlik artışı ile talep arasındaki bağ kopuyor.

Raporda S&P 500 için yaklaşık yüzde 30-40 bandında bir düşüş senaryosu çizilmesi, zaten yapay zekâ rallisiyle yüksek değerleme­lere ulaşmış hisselerde hassasi­yeti artırdı. Analizin dolaşıma girmesinin ardından özellikle tü­ketim ve ödeme sistemleri tara­fında satışlar hızlandı; American Express hisselerinde gün içinde yaklaşık yüzde 7’ye varan düşüş görüldü. DoorDash ve bazı plat­form şirketlerinde sert değer ka­yıpları yaşandı. Visa ve Master­card gibi ödeme devleri de satış baskısından payını aldı.

Dow Jones’ta yüzlerce puanlık geri çekilmeler, Nasdaq ve S&P 500’de belirgin dalgalanmalar ya­şandı. Elbette bu hareketlerin ta­mamını tek bir rapora bağlamak mümkün değil. Ancak zamanla­ma dikkat çekiciydi.

Bazı yorumcular bu metni abartılı bir “kıyamet kurgusu” olarak değerlendirirken, bazıla­rı ise bunu Wall Street’te yapay zekâ rallisinin altında biriken stresin ve değerleme kaygısının dışavurumu olarak okudu. Çün­kü son iki yılda yapay zekâ tema­lı hisselerde yaşanan güçlü yük­seliş, beklentileri oldukça yukarı taşımıştı. Küçük bir çatlak bile bu nedenle büyütülmeye hazırdı.

Eleştirel kanat ayrıca şunu ha­tırlattı: Tarih boyunca her bü­yük teknolojik dönüşüm – sanayi devrimi, elektrifikasyon, internet – ilk etapta iş kaybı korkusu ya­ratmış ancak orta ve uzun vade­de yeni sektörler ve yeni istihdam alanları doğurmuştu. Bu nedenle yapay zekânın da benzer bir pa­tikayı izleyebileceği savunuldu.

Ancak karşı argüman da güç­lü: Bu kez otomasyon yalnızca fi­ziksel emeği değil, hukuk, finans, danışmanlık, yazılım ve medya gibi yüksek vasıflı alanları da dö­nüştürüyor. Eğer gelir kaybı yük­sek borçlulukla birleşirse, mort­gage piyasasında stres oluşması ve tüketimin keskin biçimde da­ralması teorik bir ihtimal olmak­tan çıkabilir. Citrini’nin senar­yosu tam da bu kırılgan zinciri işaret ediyor.

Asıl risk teknoloji mi, eşitsizlik mi?

Ben ekonomist değilim; mo­deller kuran değil, eğilimleri oku­maya çalışan bir gözlemciyim. O yüzden meseleyi tek bir doğru­ya indirgemek istemiyorum. Ya­pay zekâ ne bütünüyle melek ne de bütünüyle şeytan. Ama hangi yöne evrileceği, büyük ölçüde bu geçiş sürecinin nasıl yönetilece­ğine bağlı.

İyimser senaryoda, şirketle­rin elde ettiği verimlilik kazancı ücretlere ve fiyatlara yansır; da­ha ucuz hizmetler ve yeni iş alan­ları doğar. Çalışma hayatı dönü­şür ama refah artışı geniş tabana yayılır. Tarihsel örnekler bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

Kötümser senaryoda ise üret­kenlik artışı ile gelir artışı ara­sındaki bağ kopar. Kârlar yükse­lirken ücretler baskılanır. Gelir eşitsizliği büyür, talep daralır ve finansal sistem kırılganlaşır. Bu durumda yapay zekâ kaynaklı bir verimlilik devrimi, ironik biçim­de tüketim eksikliği krizine dö­nüşebilir.

Belki de asıl soru “Yapay zekâ işlerimizi elimizden alacak mı?” değil. Asıl soru şu: Yapay zekânın ürettiği değeri kimler paylaşa­cak? Eğitim sistemleri bu dönü­şüme ne kadar hızlı adapte ola­cak? Politika yapıcılar verimlilik artışını toplumsal istikrara dö­nüştürebilecek mi?

Finansal piyasalar geleceği bu­günden fiyatlar. Bu hafta yaşanan dalgalanma, yapay zekâ rallisinin içinde biriken soru işaretlerinin görünür hâle gelmesiydi. Ama he­nüz yazılmış bir kader yok.

Eğer yapay zekâ gerçekten ta­rihin en büyük zenginlik üretim araçlarından biri olacaksa, o zen­ginlik kimlerin elinde toplana­cak? Ve biz bu dönüşümün pasif izleyicileri mi olacağız, yoksa ku­rallarını birlikte mi yazacağız?

Yapay zekâ melek mi, şeytan mı bilmiyorum. Ama bildiğim şu: So­nucu belirleyecek olan teknolo­ji değil, onu nasıl yöneteceğimiz.


© Dünya