Tüketicinin iki yüzü
Bir zamanlar markalar için en güvenli yer “ortadaydı”... Ne fazla pahalı ne fazla ucuz; ne fazla niş ne de geniş kitleyi ürkütecek kadar iddialı… Makul fiyat, makul kalite, güçlü dağıtım ve yeterli bilinirlik, uzun yıllar boyunca oldukça sağlam bir büyüme formülüydü. Pazarlamanın meşhur “ortalama tüketicisi” de zaten tam burada yaşıyordu. Gelirine, yaşına, yaşam tarzına göre segmentlere ayrılıyor; hangi ürünü, hangi fiyat aralığında tercih edeceği aşağı yukarı tahmin edilebiliyordu.
Bugün o tüketiciyi bulmak giderek zorlaşıyor. Çünkü aynı insan markette deterjanın fiyatını karşılaştırıp mağaza markasına geçerken, birkaç saat sonra kahvesine, cilt bakım ürününe, spor ayakkabısına ya da evcil hayvanının mamasına gönüllü olarak çok daha fazla para verebiliyor. Tatilde uçak biletinin en ucuzunu ararken otelden kısmak istemiyor; market alışverişinde promosyon kovalarken kendisi için önemli gördüğü bir üründe premium seçeneğe yöneliyor. İlk bakışta çelişkili görünen bu davranış aslında yeni tüketicinin en belirgin özelliğini anlatıyor: Daha az harcamaktan çok, neye daha fazla harcayacağına karar veriyor.
NielsenIQ ve World Data Lab’in yeni yayımladığı A Tale of Two Consumers (İki Tüketicinin Hikâyesi) araştırması bu değişimi oldukça ilginç bir yerden ele alıyor. Araştırmaya göre tüketici davranışındaki asıl ayrım artık kuşaklar, gelir grupları ya da demografik segmentler arasında değil; aynı insanın farklı satın alma anlarında benimsediği iki zihniyet arasında yaşanıyor. Tüketici, karşılığını gördüğünde daha pahalı ürüne geçiyor; görmediğinde daha hesaplı seçeneğe dönüyor. Dolayısıyla markalar açısından kritik soru artık “Müşterimizin harcama gücü var mı?” değil, “Müşterimiz bizim için daha fazla ödemeye değer bulduğu bir neden görüyor mu?”
Tüketici fakirleşmekten daha fazlasını yaptı: Öğrendi
Bu davranışı ekonomik koşullardan bağımsız okumak elbette mümkün değil. Rapora göre 2021-2025 arasında küresel hızlı tüketim ürünleri fiyatları yüzde 26 arttı. Yıllarca devam eden fiyat artışları........
