menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Faturayı kim ödeyecek?

87 0
19.09.2026

Sürdürülebilirlik dünyasında uzun zamandır ne yapılma­sı gerektiğini konuşuyoruz. Da­ha az kaynak kullanmak, daha az atık üretmek, karbon emisyon­larını azaltmak, üretimi dönüş­türmek, suyu ve enerjiyi daha ve­rimli kullanmak, ürünlerin öm­rünü uzatmak…

Liste uzayıp gidiyor.

Fakat artık asıl mesele ne ya­pılması gerektiğini bilmek değil. Bütün bunların nasıl finanse edi­leceği.

Çünkü yeşil dönüşümün bel­ki de en az konuştuğumuz tara­fı, aynı zamanda en gerçek tara­fı: Dönüşüm pahalı. Bir fabrika­da enerji verimliliğini artırmak, üretim hattını yenilemek, geri dönüştürülmüş hammadde kul­lanımına geçmek, su tüketimini azaltmak ya da atığı yeniden üre­time kazandıracak altyapıyı kur­mak yalnızca iyi niyet veya sür­dürülebilirlik vizyonuyla ger­çekleşmiyor. Sermaye, teknoloji, bilgi ve zaman gerekiyor.

Özellikle KOBİ’ler açısından mesele daha da kritik. Büyük şir­ketler dönüşüm yatırımları için finansmana, insan kaynağına ve teknik kapasiteye daha kolay ulaşabilirken ekonominin çok büyük bölümünü taşıyan küçük ve orta ölçekli işletmeler aynı imkânlara sahip değil.

İşte tam da bu nedenle önü­müzdeki dönemin sürdürülebi­lirlik tartışmasının merkezin­de bence yeni bir kavram olacak: Dönüşümün finansmanı.

COP31’e giderken taahhütten uygulamaya

Türkiye açısından bu tar­tışmanın zamanlaması ayrı­ca önemli. COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken önümüz­de yalnızca Türkiye’nin iklim diplomasisindeki görünürlüğü­nü artıracak büyük bir uluslara­rası buluşma yok. Aynı zamanda kendi dönüşüm hikâyemizi ye­niden düşünmek için önemli bir fırsat var.

Çünkü COP’ların dünyasında yıllardır hedefler, taahhütler ve yol haritaları konuşuluyor. An­cak iklim gündeminin artık gide­rek daha güçlü biçimde sorduğu soru şu: Peki uygulama nerede?

Türkiye açısından bunun ce­vabı fabrikalarda, organize sa­nayi bölgelerinde, şehirlerde ve özellikle KOBİ’lerde........

© Dünya