Amerika’nın stratejik kör noktası

Amerika Birleşik Devletle­ri’nin son yıllarda küresel iklim rejimleriyle kurduğu me­safeli ilişki, çoğu zaman yalnızca çevre politikaları üzerinden oku­nuyor. Oysa bu tercihin etkileri, iklim başlığının çok ötesine uza­nıyor. Washington’un iklim dip­lomasisinden fiilen uzaklaşması; teknoloji rekabeti, sanayi politi­kası ve altyapı planlaması açısın­dan da ciddi bir stratejik kırılma­ya işaret ediyor.

ABD, 1992’de Birleşmiş Millet­ler İklim Değişikliği Çerçeve Söz­leşmesi’nin (UNFCCC) kurucu ve taşıyıcı aktörlerinden biriydi. Bugün gelinen noktada ise Paris Anlaşması’ndan çıkış–geri dö­nüş–yeniden çıkış tartışmalarıy­la şekillenen belirsizlik, ABD’nin iklim yönetişimindeki ağırlığını aşındırıyor. Resmî bir kopuştan ziyade, çatı rejimi işlevsizleşti­ren bir geri çekilmeden söz et­mek daha doğru olur.

Bu durum yalnızca diplomatik bir pozisyon değişikliği değil. Ay­nı zamanda geleceğin ekonomik ve teknolojik değer zincirlerin­den uzaklaşma riskini de berabe­rinde getiriyor.

İklim politikalarından mesa­felenmenin en somut sonucu, te­miz enerji ve yeşil teknolojiler alanında yaşanan güç kayması. ABD fosil yakıt üretimini artır­mayı, karbon yoğun enerji kay­naklarını stratejik esneklik aracı olarak kullanmayı sürdürürken; Çin, sistematik ve uzun vadeli bir planla temiz teknoloji ekosiste­minin merkezine yerleşiyor.

Bugün küresel güneş pane­li üretiminin büyük bölümü Çin kaynaklı. Aynı durum batarya­lar, rüzgâr türbinleri ve elekt­rikli........

© Dünya