Tehlikenin farkında mıyız? |
Ülkemiz, İbni Haldun’a atfedilen “Coğrafya kaderdir” sözünün iyi bir örneği olabilir mi sizce? Evet, kesinlikle zor bir coğrafyadayız. Ancak jeostratejik ve jeopolitik açılardan birçok avantajlara da sahibiz.
Coğrafyanızın getirdiği zorluklar sizi öldürmüyorsa güçlendiriyordur.
Terör, bölgesel gerginlikler ve savaşlar derken bugünün ve yarının en büyük sınavı iklim ve su krizi.
Adaptasyon yeteneği yüksek olan bir milletiz. İklim değişimi karşısında göstereceğimiz uyum, gelecek on yıllarda ülkemizin dünyadaki konumunu belirleyecek.
Artık tarım ekonomisi, arz, talep, esneklikler ve örümcek ağı teoreminin ötesinde iklim kaynaklı krizleri yönetme becerinizle şekilleniyor. Evet, Akdeniz ülkeleri, iklim değişiminden en çok etkilenen ülkeler ve biz de bunlardan biriyiz.
Avrupa Birliği’nin (AB) hazırladığı raporları detaylı incelemeye çalışırım hep. Avrupa Parlamentosu’nun “İklim Değişikliğinin Avrupa Birliği Gıda Güvencesine Etkileri” başlıklı araştırması, sonuçları itibariyle AB kadar ülkemizi de yakından ilgilendiriyor.
Avrupa’da kuzey-güney farkı büyüyor
Raporda, Avrupa’nın, dünyanın en hızlı ısınan bölgesi olduğu belirtilerek aşağıdaki vurgulara yer veriliyor:
Avrupa’nın tarımsal iklim bölgeleri her on yılda bir 50-150 km kuzeye doğru kayıyor ve güney bölgelerinde ciddi verim kayıplarına yol açıyor. Avrupa’nın kuzeyi ve güneyi arasındaki gelişmişlik farkı gidererek büyüyor.
2050 yılına kadar Güney Avrupa’da, buğday veriminin yüzde 49’a varan oranlarda düşmesi bekleniyor. Dahası sulama altyapısının yetersizliği halinde mısırda üretim kaybının yüzde 80’leri bulacağı ifade ediliyor. Kuzey Avrupa’da buğday veriminin yüzde 16 kadar artması beklentisi, güneydeki kaybı telafi edemiyor. Kuzey ülkeleri kazananlar gibi görünse de kış fırtınaları ve düzensiz yağışlar gibi belirsizliklerle karşı karşıyalar.
İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkeleri kapsayan Akdeniz bölgesinde kuraklığın üç katına çıkabileceği uyarısı yapılıyor. Raporda, iklim krizinin gıda enflasyonu üzerindeki etkisinin 2035 yılına kadar yüzde 50 daha fazla olabileceği yönünde. İklim değişimi şimdiden 12 milyon kişiyi gıda güvencesizliğine sürükledi. AB, tarım ticaretinde artıda olmakla birlikte hayvansal yem (soya), deniz ürünleri ve meyvelerde önemli ölçüde dışa bağımlı. AB, Yemlerin yüzde 70-75’ini ABD ve Güney Amerika ülkelerinden ithal ediyor.
İklim krizi karşısında AB, sürdürülebilirlikten rekabetçilik ve dayanıklılık odaklı bir yaklaşıma geçiyor. Kuraklığa ve hastalıklara dirençli ürünler geliştirilmesine yönelik düzenlemeler, tarım sigortalarının güçlendirilmesi, gıdada kriz rezervlerinin piyasa düzenlemesinin ötesinde afet yönetimi için kullanılması, kaynak kullanım ekonomisi kapsamında su ve girdi maliyetlerinin optimizasyonunun akıllı tarım ile sağlanması konuları gündemde.
Zehirli küf mantarları, sıcaklıkların işgücü verimliliğini düşürmesi, çiçeklenme ve tozlaşma döngülerinin uyumsuz hale gelmesi ve biyoçeşitliliğin azalması, her birinin ayrı detayda raporlanmasını hak edecek düzeyde.
AB’ye özgü olan nehir taşımacılığı, su seviyesinin azalmasından dolayı risk altında. Artan sıcaklığın ve nemin depolamaya zor ve maliyetli hale getirmesi, buna bağlı olarak depolama ve lojistikte israfın artması meselenin diğer korkutucu boyutları.
Öngörüler daha erken gerçekleşiyor
Asıl korkutucu olan, son 10 yıldaki ürün kayıplarının, tahminlerin yüzde 30 üzerinde gerçekleşmiş olması. Raporun öngörülerinin çok daha önce gerçekleşebileceği varsayımına göre hareket etmek gerekiyor.
Rapor çıkış noktası olarak; tüketimin kısılarak daha az arazi ihtiyacı ve daha az su kullanımını, israfın azaltılmasını, böylelikle sistem dayanıklılığının artırılmasını gösteriyor.
Bu rapor, AB için hazırlanmış olmakla birlikte büyük ölçüde Türkiye’nin yaşaması muhtemel iklim ve su krizine de işaret etmekte, yapılan önerilerin neredeyse tamamını dikkate almamızı ve değişen şartlara göre benzer raporları bizim de sıklıkla hazırlamamızı gerektiriyor.