Zekâ yetmez, hayat akıl ve disiplin ister
Bugün içinde yaşadığımız çağ, zekânın hiç olmadığı kadar yüceltildiği bir çağ. Yapay zekâ modelleri, otomasyon araçları, analiz sistemleri, “akıllı” diye pazarlanan sayısız ürün… Her gün yeni bir platform, yeni bir çözüm, yeni bir vaatle uyanıyoruz. İlk bakışta etkileyici. Hızlı, parlak, çarpıcı. Ancak tam da bu noktada gözden kaçırdığımız çok temel bir gerçek var: Hayat yalnızca zekâyı ödüllendirmez. Hayat, sürdürülebilir olanı ödüllendirir. Ve sürdürülebilirlik; zekâdan çok akıl ve disiplin ister.
Bugün teknoloji dünyası giderek bir vitrine benziyor. Her şey çok parlak, iddialı. Birkaç dakikada metin yazan, kod üreten, tasarım yapan, analiz çıkaran sistemler… İnsanlık tarihinde ilk kez bu kadar “zeki” araç bu kadar kısa sürede bu kadar yaygınlaştı. Ancak zekânın çoğalması, bilgelik üretmiyor. Aksine, kontrolsüz bir zekâ bolluğu, ciddi bir anlam ve değer erozyonuna yol açıyor.
Bu noktada temel soruyu sormak gerekiyor: Bu kadar çok araç, bu kadar çok çözüm, bu kadar çok “yapay zekâ destekli” ürün gerçekten neyi çözüyor?
Zekâ, ister insan ister makine olsun, tek başına yön duygusu olmayan bir güçtür. Güçlüdür ama savrulmaya açıktır. Bugün gördüğümüz teknoloji çöplüğünün temel nedeni de budur. Zekâ var, hız var, yetenek var; ama akıl ve disiplin yok.
Yapay zekânın gelişimiyle birlikte ortaya çıkan manzara, ilk bakışta ilerleme gibi görünse de aslında ciddi bir savrukluğu da beraberinde getiriyor. Aynı problemi çözen onlarca uygulama, birbirinin kopyası ürünler, kısa vadeli........
