menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapay zekâ ve rekabet

37 0
14.03.2026

Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ

Yapay zekâ, dijital platform ekonomisinin yarattığı rekabet sorunlarının bir devamı gibi görünse de aslında daha derin bir meseleye işaret ediyor. Çünkü burada tartışılan şey yalnızca bir platformun pazar payı değil; ekonominin tamamını etkileyebilecek bir teknoloji altyapısı.

Yapay zekâ hayatımıza nere­deyse fark edilmeden ama çok hızlı bir şekilde girdi. Birkaç yıl önce sohbet etmek için kul­landığımız uygulamalar bugün şirket raporları yazan, yazılım geliştiren, tıbbi analiz yapan ve hatta askeri strateji tartışmala­rına dahil olan sistemlere dönüş­müş durumda.

Geçen hafta bu köşede Anthro­pic ile OpenAI arasındaki gerilim üzerinden ifade ettiğim gibi me­sele artık yalnızca teknoloji şir­ketlerinin ekonomik gücü değil. Yapay zekâ modelleri insanların düşüncelerini yönlendirme ka­pasitesinden savunma sanayine kadar uzanan çok daha geniş bir etki alanı yaratıyor.

Bu nedenle yapay zekânın eko­nomik etkilerinin, önceki dijital teknoloji dalgalarından çok daha güçlü olması şaşırtıcı değil.

Google, Meta veya Amazon gibi yeninin eskisi dijital platformla­rın yükselişi veri ekonomisi üze­rinden gerçekleşmişti. Bu şirket­ler kullanıcı davranışlarını ana­liz ederek reklam ve platform ekonomisi kurdular.

Yapay zekâ ise bu modelin öte­sine geçiyor. Büyük dil modelleri gibi üretken yapay zekâ sistemle­ri milyarlarca parametreyle eği­tilen devasa modeller ve çok bü­yük hesaplama gücü gerektiri­yor. Bu modellerin geliştirilmesi için gereken işlem gücü ve altya­pı maliyetleri son derece yüksek. Bu da yalnızca büyük teknoloji şirketlerinin veya devlet destekli projelerin bu alana girebilmesini mümkün kılıyor.

Başka bir ifadeyle yapay zekâ ekonomisi daha en başından yük­sek giriş engelleri ile kuruluyor.

Üstelik mesele sadece yazılım değil. Yapay zekâ geliştirmek için gerekli çipler, veri ve bulut altya­pısı gibi temel girdiler de belirli şirketlerin kontrolünde bulunabi­liyor. Bu tür girdilere erişimin sı­nırlandırılması rekabet otoritele­rinin özellikle dikkatle izlediği bir risk alanı haline gelmiş durumda.

Rekabet hukukunun yeni sorunları

Modern zamanlarda dijital ekonominin en önemli düzen­leyicisi artık rekabet otoriteleri ve bu otoriteler açısından yapay zekâ birkaç farklı sorunu aynı anda gündeme getiriyor.

İlk sorun pazar gücünün yo­ğunlaşması ihtimali. Eğer sı­nırlı sayıda şirket güçlü “temel modelleri” geliştirebilirse, bu şirketler diğer tüm yapay zekâ uygulamalarının altyapısını kontrol eden bir konuma gelebi­lir. Bu da teknoloji ekosistemin­de yeni bağımlılık ilişkileri ya­ratabilir.

İkinci sorun, yapay zekânın rekabet ihlallerini kolaylaştıra­bilmesi. Algoritmaların rakip fi­yatlarını sürekli izleyip otoma­tik fiyat ayarlaması yapması, ki­şiselleştirilmiş fiyatlandırma veya rakipleri dışlayan strateji­ler gibi uygulamalar rekabet hu­kuku açısından ciddi tartışma­lar yaratıyor.

Üçüncü risk ise dijital plat­formlardan tanıdık bir mese­le: Kendi ürününü kayırma. Bir teknoloji şirketinin sahip oldu­ğu yapay zekâ sistemini kendi hizmetlerini öne çıkaracak şe­kilde tasarlaması, yeni bir “algo­ritmik kayırma” sorununa dö­nüşebilir.

Bu yönleriyle yapay zekâ, di­jital platform ekonomisinin ya­rattığı rekabet sorunlarının bir devamı gibi görünse de aslında daha derin bir meseleye işaret ediyor. Çünkü burada tartışılan şey yalnızca bir platformun pa­zar payı değil; ekonominin ta­mamını etkileyebilecek bir tek­noloji altyapısı.

Aynı hikaye: ABD üretiyor, AB düzenliyor

Bu nedenle hem ABD’de hem Avrupa’da yapay zekâ giderek daha yoğun bir politika ve regü­lasyon tartışmasının konusu ha­line geliyor.

Avrupa Birliği bu alanda en kapsamlı düzenlemeyi yapan aktörlerden biri. 2024’te kabul edilen Yapay Zekâ Yasası (AI Act), yapay zekâ sistemlerini risk seviyelerine göre sınıflan­dırıyor. Toplum üzerinde ciddi etkiler yaratabilecek sistemler “yüksek riskli” olarak tanımla­nıyor ve bu sistemler için veri yönetimi, şeffaflık ve güvenlik yükümlülükleri getiriliyor.

ABD’de ise Trump var ve yak­laşım daha farklı. Washing­ton’da tartışma yalnızca rekabet hukukuyla sınırlı değil; aynı za­manda küresel teknoloji yarışı­nın bir parçası olarak görülüyor. Nitekim Trump yönetimi, ön­ceki dönemde kabul edilen bazı yapay zekâ düzenlemelerini kal­dırarak Amerikan şirketlerinin inovasyon kapasitesini sınırla­yabilecek kuralları azaltmayı tercih etti. Bunun yerine politika odağı, Amerika’nın yapay zekâ alanındaki küresel üstünlüğünü korumak ve bu alandaki tekno­lojik liderliği sürdürmek olarak şekilleniyor.

Türkiye’de ise yapay zekâ ko­nusunda henüz kapsamlı bir ya­sal çerçeve bulunmuyor. Ancak ulusal strateji belgeleri ve poli­tika tartışmaları giderek hız ka­zanıyor. Büyük ihtimalle Türki­ye de önümüzdeki dönemde Av­rupa’daki düzenleyici yaklaşımı yakından takip eden bir çerçeve oluşturmak zorunda kalacak.

Kazanamayanlar mutlak kaybeden olmamaya odaklanmalı

Bütün bu gelişmeler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Yapay zekâ yalnızca yeni bir tek­noloji değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik güç.

Ancak bu gücü üretmek için ge­reken veri, altyapı ve işlem kapa­sitesi öylesine büyük yatırımlar gerektiriyor ki bu yarışın birkaç ülke ve birkaç teknoloji şirketi et­rafında yoğunlaşması neredeyse kaçınılmaz görünüyor.

Bu nedenle Türkiye gibi orta büyüklükte ekonomilerin soru­su “bu yarışı yöneten ülkelerden biri olabilir miyiz?” sorusu değil.

Asıl soru şu olmalı: Bu tekno­lojinin şekillendirdiği yeni eko­nomik düzende mutlak kaybe­denlerden biri olmamak için na­sıl bir strateji izlemeliyiz?

Avrupa’nın son yirmi yılda­ki dijital ekonomi deneyimi önemli bir ders sunuyor. Dijital devlerin yarattığı rekabet so­runlarını yalnızca regülasyon­larla çözmek mümkün olmuyor. Kurallar koymak gerekli ama yeterli değil.

Bu nedenle Türkiye için daha akıllı bir yaklaşım gerekiyor.

Stratejik teknoloji iş birlikle­ri kurmak, küresel yapay zekâ ekosisteminde belirli alanlar­da uzmanlaşmak ve geliştirilen teknolojiyi ekonomik değer üre­tecek şekilde kullanabilen mo­deller geliştirmek bu stratejinin önemli parçaları olabilir.


© Dünya