Venezuela’da “Trump Doktrini”
ABD Dışişleri Bakanlığı eski Politika Planlama Direktörü Richard Haass
Nicolás Maduro artık Venezuela’nın eski başkanı ve ABD’nin gözetiminde bir mahkûm. Ancak ABD Özel Kuvvetleri tarafından devrilmesi, sonun başlangıcı değil, başlangıcın sonu olarak daha iyi anlaşılabilir. Doğrusu, Venezuela’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde Maduro’nun devrilmesine çok az kişi üzülecektir. O, seçimleri hileyle kazanan, halkını baskı altına alan, muazzam petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen ülkesinin ekonomisini batıran ve uyuşturucu ticareti yapan bir otokrattı.
Ancak bu, bu askeri operasyonun haklı veya akıllıca olduğu anlamına gelmez. Aslında, yasallığı tartışmalıydı. Stratejik değeri de tartışmalıydı: Maduro, ABD için yakın bir tehdit oluşturmuyordu. Şunu açıkça belirtelim: Bu, zorunluluktan değil, tercihten kaynaklanan bir askeri operasyondu.
Bu operasyon ile Başkan George H. W. Bush’un 1989’da Panama’nın güçlü lideri Manuel Noriega’yı iktidardan uzaklaştırmak için başlattığı operasyon arasında yüzeysel bazı benzerlikler var. Ancak Noriega aleyhinde daha güçlü bir hukuki dava vardı; bu dava sadece uyuşturucuyla ilgili değil, aynı zamanda bir ABD askerinin öldürülmesiyle de ilgiliydi. Ayrıca Panama’da konuşlanmış diğer ABD askeri personelinin güvenliği ve Panama Kanalı’nın güvenliği konusunda da meşru endişeler vardı.
Başkan Donald Trump’ın Venezuela’yı hedef alma kararı, onun motivasyonunu açıkça ortaya koyuyor. Trump, operasyondan sonra düzenlediği basın toplantısında, asıl önceliğin dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya Amerikan erişimi olduğunu belirtti. İkincil hedefler arasında ise Venezuela’nın uyuşturucu ticaretine karışmasının sona........
