TÜRKONFED Başkanı Sönmez: Tek pazara, tek tedarikçiye bağımlılık artık stratejik risk |
Orta Doğu’da tırmanan savaşın enerji, lojistik ve belirsizlik kanallarıyla kıskaca aldığı Türk sanayicisi için ‘stratejik çeşitlilik’ uyarısı geldi. Tek pazar ve tek tedarikçiye bağımlılığın artık taşınamaz bir risk olduğunu vurgulayan TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, finansman krizini aşmak için KGF limitlerinin genişletilmesi, Eximbank kaynaklarının KOBİ’lere açılması ve kredi sınırlarının sektörel farklara göre kalibre edilmesini içeren 3 maddelik ‹kurtuluş reçetesi’ni
Küresel tedarik zincirlerinin yeniden kırıldığı, “güvenlik ekonomisi” kavramının kâr marjlarının önüne geçtiği zorlu bir dönemden geçiyoruz. Orta Doğu’da tırmanan gerilim, enerji maliyetlerindeki öngörülemezlik ve finansmana erişim bariyerleri, Türk sanayicisini tarihin en kritik virajlarından birine getirdi. Tam da bu noktada, Türkiye ekonomisinin “röntgenini çeken” en güçlü yapılardan biri TÜRKONFED’den gelen “nefesimiz daralıyor” sesleri çok önemli. Çatısı altında 31 federasyon, 340 üye dernek ve 100 bini aşkın şirketi buluşturan; Türkiye’nin enerji dışı dış ticaretinin ’ünü, tarım ve kamu dışı kayıtlı istihdamının ise U’ini sırtlayan Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, sanayicinin sadece bugünkü nakit sıkışıklığını değil, geleceğin dünyasında nasıl ayakta kalacağına dair stratejik bir rehber niteliğinde. Sönmez, değişen dünya düzeninde artık verimlilikten daha önemli bir şeyin altını çiziyor ve sanayiciyi uyarıyor: Çeşitlilik. Çünkü bugünün jeopolitik ikliminde, “Tek pazara ve tek tedarikçiye bağımlılık artık stratejik bir risk.” Süleyman Sönmez, DÜNYA’nın savaşın sektörlere etkisi ve sanayiciye önerileriyle ilgili sorularını yanıtladı.
SAVAŞIN ÜÇLÜ KISKACI; ENERJİ, LOJİSTİK VE BELİRSİZLİK: 28 Şubat’ta başlayan savaş, sanayicimizi direkt olarak üç kanaldan vurdu: Enerji, lojistik ve sipariş belirsizliği. Savaş öncesi 70 dolar bandında olan Brent petrol 120 dolara yaklaştı, şu an 100 dolar civarında seyrediyor. Türkiye, petrolünün ’ini, doğal gazının büyük bölümünü ithal eden bir ülke; bu fiyat şoku enerji faturasını aylık bazda @-50 artırdı. Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar konteyner navlun bedellerini yukarı çekti, sigorta primleri üç katına çıktı. Sanayicimiz aynı anda hem maliyet baskısı hem de sipariş ertelemesiyle karşı karşıya. Bu ortamda firmalarımıza tavsiyemiz; nakit yönetimini sıkılaştırmaları, stok politikalarını gözden geçirmeleri ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeleri. Tek pazara, tek tedarikçiye bağımlılık artık stratejik bir risk.
"GÜVENLİ LİMAN" İDDİASINDA PARADOKS: Paradoks şu ki, savaş ortamı Türkiye’nin güvenli liman iddiasını hem zayıflatıyor hem güçlendiriyor. Zayıflatan taraf; komşumuzda savaş var, enerji bağımlılığımız yüksek, enflasyonumuz hâlâ 1 civarında. Bu tabloda yabancı yatırımcının risk algısı doğal olarak yükseliyor. Güçlendiren taraf ise daha yapısal. Körfez ülkelerinde rafineri kapasitesinin 0-40’ı hasar gördü, İran ve Irak’taki üretim altyapıları çöktü. Küresel tedarik zincirleri yakından tedarik (nearshoring) ve dost-müttefik ülkelerden tedarik (friendshoring) arayışını hızlandırdı. Türkiye, NATO üyesi, Avrupa’ya yakın, genç iş gücüne sahip ve güçlü bir sanayi altyapısı olan bir ülke olarak bu yeniden yapılanmada kritik bir konumda. Ama bunu fırsata çevirebilmemizin ön koşulu,........