menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRKONFED Başkanı Sönmez: Tek pazara, tek tedarikçiye bağımlılık artık stratejik risk

6 0
13.04.2026

Orta Doğu’da tırmanan savaşın enerji, lojistik ve belirsizlik kanallarıyla kıskaca aldığı Türk sanayicisi için ‘stratejik çeşitlilik’ uyarısı geldi. Tek pazar ve tek tedarikçiye bağımlılığın artık taşınamaz bir risk olduğunu vurgulayan TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, finansman krizini aşmak için KGF limitlerinin genişletilmesi, Eximbank kaynaklarının KOBİ’lere açılması ve kredi sınırlarının sektörel farklara göre kalibre edilmesini içeren 3 maddelik ‹kurtuluş reçetesi’ni

Küresel tedarik zincirle­rinin yeniden kırıldı­ğı, “güvenlik ekonomi­si” kavramının kâr marjlarının önüne geçtiği zorlu bir dönem­den geçiyoruz. Orta Doğu’da tır­manan gerilim, enerji maliyet­lerindeki öngörülemezlik ve fi­nansmana erişim bariyerleri, Türk sanayicisini tarihin en kri­tik virajlarından birine getirdi. Tam da bu noktada, Türkiye eko­nomisinin “röntgenini çeken” en güçlü yapılardan biri TÜRKON­FED’den gelen “nefesimiz dara­lıyor” sesleri çok önemli. Çatısı altında 31 federasyon, 340 üye dernek ve 100 bini aşkın şirke­ti buluşturan; Türkiye’nin enerji dışı dış ticaretinin %83’ünü, ta­rım ve kamu dışı kayıtlı istihda­mının ise %55’ini sırtlayan Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Ku­rulu Başkanı Süleyman Sönmez ile gerçekleştirdiğimiz bu söyle­şi, sanayicinin sadece bugünkü nakit sıkışıklığını değil, gelece­ğin dünyasında nasıl ayakta ka­lacağına dair stratejik bir rehber niteliğinde. Sönmez, değişen dünya düzeninde artık verim­lilikten daha önemli bir şeyin altını çiziyor ve sanayiciyi uya­rıyor: Çeşitlilik. Çünkü bugü­nün jeopolitik ikliminde, “Tek pazara ve tek tedarikçiye ba­ğımlılık artık stratejik bir risk.” Süleyman Sönmez, DÜNYA’nın savaşın sektörlere etkisi ve sa­nayiciye önerileriyle ilgili soru­larını yanıtladı.

SAVAŞIN ÜÇLÜ KISKACI; ENERJİ, LOJİSTİK VE BE­LİRSİZLİK: 28 Şubat’ta başla­yan savaş, sanayicimizi direkt olarak üç kanaldan vurdu: Ener­ji, lojistik ve sipariş belirsizliği. Savaş öncesi 70 dolar bandında olan Brent petrol 120 dolara yak­laştı, şu an 100 dolar civarında seyrediyor. Türkiye, petrolünün %85’ini, doğal gazının büyük bö­lümünü ithal eden bir ülke; bu fiyat şoku enerji faturasını aylık bazda %40-50 artırdı. Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar kon­teyner navlun bedellerini yuka­rı çekti, sigorta primleri üç ka­tına çıktı. Sanayicimiz aynı an­da hem maliyet baskısı hem de sipariş ertelemesiyle karşı kar­şıya. Bu ortamda firmalarımıza tavsiyemiz; nakit yönetimini sı­kılaştırmaları, stok politikaları­nı gözden geçirmeleri ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeleri. Tek pazara, tek tedarikçiye ba­ğımlılık artık stratejik bir risk.

"GÜVENLİ LİMAN" İDDİ­ASINDA PARADOKS: Para­doks şu ki, savaş ortamı Türki­ye’nin güvenli liman iddiasını hem zayıflatıyor hem güçlendi­riyor. Zayıflatan taraf; komşu­muzda savaş var, enerji bağımlı­lığımız yüksek, enflasyonumuz hâlâ %31 civarında. Bu tabloda yabancı yatırımcının risk algısı doğal olarak yükseliyor. Güçlen­diren taraf ise daha yapısal. Kör­fez ülkelerinde rafineri kapasi­tesinin %30-40’ı hasar gördü, İran ve Irak’taki üretim altyapı­ları çöktü. Küresel tedarik zin­cirleri yakından tedarik (near­shoring) ve dost-müttefik ülke­lerden tedarik (friendshoring) arayışını hızlandırdı. Türkiye, NATO üyesi, Avrupa’ya yakın, genç iş gücüne sahip ve güçlü bir sanayi altyapısı olan bir ülke olarak bu yeniden yapılanmada kritik bir konumda. Ama bunu fırsata çevirebilmemizin ön ko­şulu, makroekonomik öngörü­lebilirlik ve kurumsal güven.

EN BÜYÜK RİSK SAVA­ŞIN UZAMASI: En büyük tehdit, şu anda iki haftalık bir ateşkes yapılmış olsa da sava­şın uzaması ve kronikleşmesi. Kısa süreli bir çatışmayı piya­salar fiyatlar ama savaşın ay­larca sürmesi, Hürmüz Boğa­zı’nın kalıcı olarak risk altında kalması ve küresel stagflasyon senaryosu bambaşka bir tablo yaratır. KOBİ’lerimiz için bu, yüksek enerji maliyetinin kalı­cılaşması, ihracat pazarlarının daralması ve finansmana erişi­min daha da zorlaşması demek. Buna bir de ABD’nin gümrük tarifeleriyle yükselen koruma­cılık dalgasını eklemeliyiz. Do­layısıyla iş dünyası çok cephe­li bir belirsizlikle karşı karşıya.

KOBİLER SERMAYE PİYA­SASINA ERİŞEMİYOR: Türki­ye’de KOBİ’lerin finansmanı hâlâ %90’ın üzerinde banka kredisi­ne dayanıyor. Borsa İstanbul’da­ki KOBİ pazarı, girişim sermaye­si fonları ve kitle fonlaması gibi alternatifler gelişiyor ama henüz ölçek olarak yetersiz. Bunun te­mel nedeni KOBİ’lerin kurum­sal yönetişim eksikliği. Standart muhasebe sistemi kullanmayan, bağımsız denetimden geçme­yen firmalar sermaye piyasasına erişemiyor. TÜRKONFED ola­rak bu sorunu iki koldan ele alı­yoruz. Bir yandan üyelerimizin kurumsallaşma kapasitesini ar­tıracak programlar yürütüyoruz diğer yandan da SPK ve BİST ile KOBİ’lerin sermaye piyasalarına erişimini kolaylaştıracak düzen­leyici reformları savunuyor, poli­tika önerileri geliştiriyoruz. Ama gerçekçi olmak gerekirse kısa vadede banka kredisinin yerini alacak bir alternatif henüz yok. O nedenle kredi mekanizmaları­nın iyileştirilmesi acil öncelik ol­maya devam ediyor.

ENFLASYON BEKLENTİ­Sİ %25-30 CİVARINDA: Mart 2026’da yıllık enflasyon %30,87 olarak gerçekleşerek piyasa beklentisinin altında kaldı. Bu olumlu bir sinyal ama yanıltıcı olmamalı. Gıda enflasyonunda­ki iyileşme mevsimsel; asıl be­lirleyici olan enerji kanalı henüz tam yansımadı. Brent 109 dolar­da seyrederken TCMB’nin büt­çelediği 60 dolarlık petrol var­sayımı çoktan aşıldı. Bu sapma, yılın ikinci yarısında enflas­yona yukarı yönlü baskı yapa­cak. Merkez Bankası anketine göre yıl sonu TÜFE beklentisi %25 civarına yükseldi. Biz sava­şın seyrine bağlı olarak %25-30 bandında bir yıl sonu gerçekleş­mesi bekliyoruz. Enflasyonda kalıcı düşüş için tek başına sıkı para politikası yetmez; mali di­siplin, yapısal reformlar ve gü­ven ortamının tesisi şart.

BU FAİZLE ÜRETİM YAP­MAK MÜMKÜN DEĞİL: Sa­ha ziyaretlerimizde ve fede­rasyon toplantılarımızda şu üç şikayeti çok sık duyuyoruz: Bi­rincisi, kredi maliyetinin sür­dürülemez seviyede olması. %45-55 faizle kredi çekip üre­tim yapmak, matematik olarak mümkün değil. İkincisi, borç çevirme zorluğu. Vadesi gelen kredileri yenileme koşulları ağırlaşıyor. Üçüncüsü de talep daralması ve küçülme baskısı. İç piyasada tüketici harcama­sı azalıyor, ihracatta belirsizlik artıyor. Bunların hepsi birbi­riyle bağlantılı ve bir kısır dön­gü oluşturuyor. Yüksek maliyet, marjı daraltıyor; daralan marj, borç ödemeyi zorlaştırıyor; öde­me güçlüğü ise yeni yatırımı en­gelliyor. Bu döngüyü kıracak olan, bütüncül bir yaklaşımdır.

Finansmanda ‘nefes’ talebi: KGF genişlesin, teminat esnetilsin

Kredi muslukları ve artan maliyetleri sorduğumuz Süleyman Sönmez, “Politika faizi %37’de; TCMB Mart’ta İran savaşı nedeniyle faiz indirimini durdurdu. Ticari kredi faizleri %45-55 bandında seyrediyor. TÜRKONFED olarak sahadan aldığımız veriler ve gözlemlerimiz, Anadolu sanayicisinin büyük bir direnç gösterdiğini ama nefesinin daraldığını ortaya koyuyor. Birçok üyemiz kredi kullanmak istese bile teminat koşullarını karşılayamıyor ya da bu maliyetle borçlanmayı göze alamıyor. Bu süreçte taleplerimizden ilki, KGF limitlerinin genişletilmesi ve teminat yapısının esnetilmesi. İkincisi, Eximbank kaynaklarının KOBİ ihracatçılara daha erişilebilir kılınması. Üçüncüsü ise kredi büyüme sınırlarının sektörel farklılıkları gözeten biçimde yeniden kalibre edilmesi. İhracat yapan, istihdam yaratan firma ile spekülatif kredi kullanımı aynı kefeye konulmamalı.

6 ay sonra gelecek faiz indirimi kapanan fabrikanın yerine geçemez

“Faiz indirimlerinin ötelenmesi, üretimde kalıcı bir kapasite kaybı yaratır mı?” sorusuna Süleyman Sönmez, çok net cevap verdi: “Bu risk artık teorik olmaktan çıktı, sahada yaşanıyor.” 2025’te konkordato başvuruları 6.361’e fırladı; %106 artışla kesin mühlet alan firma sayısı 1.708’e ulaştı. 2026’nın ilk iki ayında bile 1.012 yeni başvuru yapıldı. Sönmez, “Tekstilden gıdaya, otomotiv yan sanayiden inşaata kadar her sektörde kapanan fabrikalar görüyoruz. Bu fabrikalar kapandığında sadece bir bilanço satırı değil, yılların birikimi olan üretim bilgisi, tedarik ağı ve nitelikli iş gücü de kayboluyor. Faiz indirimlerinin ötelenmesi bu süreci derinleştirir. Burada zamanlama kritik. Altı ay sonra gelecek bir faiz indirimi, bugün kapanan fabrikanın yerine geçemez. TCMB’nin enflasyon hassasiyetini anlıyoruz ama üretim tabanının korunması da fiyat istikrarının sürdürülebilirliği için şart” dedi.

İş dünyasına acil nefes alanı şart!

Süleyman Sönmez, işletmelerin düze çıkabilmesi en acil önlemlere yönelik olarak, ekonomiye duyulan güvenin yeniden tesis edilmesini gösterdi. “Güven eksikliği her sorunu büyütüyor. Yatırımcı beklemeye geçiyor, tasarruf sahibi dövize yöneliyor, firma karar alamıyor” diyen Sönmez, bu anlamda TÜRKONFED’in güvenin tesisi için üç somut adımını sıraladı: “Birincisi, makroekonomik politikada öngörülebilirlik. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının korunması ve para-maliye politikası eş güdümünün sürdürülmesi kritik. İkincisi, iş dünyasına acil nefes alanı. KGF genişletilmesi, ihracat kredi mekanizmalarının güçlendirilmesi, enerji maliyetlerinin sübvanse edilmesi. Üçüncüsü ve en temeli ise hukuk güvenliği, yargı bağımsızlığı ve kurumsal şeffaflık.Unutmayalım ki, kriz geçici olabilir ama güven kaybı kalıcıdır. Doğru adımları bugün atmazsak toparlanma çok daha uzun ve acılı olacaktır.”

Kitlesel işten çıkarma riski kapıda!

Süleyman Sönmez, konkordato ve işten çıkarmalarla ilgili olarak “Risk gerçek ve büyük” derken, 2025’te konkordato başvurularının bir önceki yıla göre neredeyse iki katına çıktığını, iflas kararlarının %87 arttığını vurgu yaptı. Sönmez, “2026’da bu dalga devam ediyor. Her kapanan fabrika yüzlerce, bazen binlerce kişiyi işsiz bırakıyor. Kitlesel işten çıkarma riski, özellikle tekstil, gıda, inşaat gibi emek yoğun sektörlerde daha yüksek. Bu dalgayı sınırlamak için kısa çalışma ödeneği gibi araçların genişletilmesi, konkordato sürecindeki firmalara istihdamı koruma koşullu destek sağlanması ve bölgesel istihdam programlarının hızlandırılması gerekiyor.”

Sanayicinin 3 maddelik kurtuluş reçetesi

1 KGF limitlerinin genişletilmesi ve teminat yapısının esnetilmesi.

2 Eximbank kaynaklarının KOBİ ihracatçılara daha erişilebilir kılınması.

3 Kredi büyüme sınırlarının sektörel farkları gözetecek şekilde yeniden kalibre edilmesi.


© Dünya