Dolar ‘terazi’ vasfını yitirdi, altın artık bir ‘para’ birimi

Peninsula Corporate Finance Kurucu Ortağı, Ekonomist ve Stratejist Fatih Keresteci ile dünyanın ve Türkiye’nin yeni ekonomik yol haritasını ve 2026’nın şifrelerini konuştuk. Trump’ın ‘kural bazlı düzeni' yıkarak güç odaklı bir dönem başlattığını belirten Keresteci, doların artık bir değer saklama aracı olmaktan çıktığını ve altının 'rezerv para' gibi davranmaya başladığını vurguladı.

Küresel piyasalar 2025’in ar­dından 2026’ya Trump’ın gölgesinde girmeye ha­zırlanırken, Peninsula Corpora­te Finance Kurucu Ortağı, Ekono­mist ve Stratejist Fatih Keresteci; Trump dönemiyle birlikte 'kural bazlı düzenin' yıkıldığını belirte­rek, doların bir değer ölçme aracı olma vasfını yitirdiğini, altının ise 'para birimi'ne dönüştüğünü vur­guladı. Türkiye ekonomisinde ise sektörlerin 'K' şeklinde ayrışacağı zorlu ancak fırsatlarla dolu bir yıl bekleniyor. Keresteci’ye göre, İkin­ci Dünya Savaşı sonrası kurulan kurumlar ve serbest ticaret döne­mi sona ererken, yerini 'güçlünün istediğini aldığı' bir düzen alıyor. “2026, 2025’in benzeri olacak” di­yen Keresteci ile yeni dünya düze­ninin şifrelerini, yatırım rotasını ve 2026’da dünyayı ve Türkiye’yi bekleyen senaryoları konuştuk. Keresteci şunları söyledi:

2025 yılında dünyada beş ana te­ma konuştuk ve bunları 2026’da da konuşmaya devam edeceğiz. Bu te­maların başında ABD Başkanı Do­nald Trump geliyor. Trump yeni bir dünya düzeni kuruyor; kural baz­lı düzen yıkılıyor ve güçlünün is­tediğini yaptığı bir düzene geçiyo­ruz. Venezuela vakasından sonra Trump’ın “Grönland’ı parayla sa­tıyorsanız satın, satmıyorsanız as­keri müdahale yaparım” çıkışı bu­nun en sıcak örnekleridir. Bu yak­laşımın Kolombiya,Küba ve İran gibi bölgelere de sirayet etmesi muhtemel. Bildiğimiz “kurallara dayalı düzen” (rule-based order) artık yıkılıyor. İkinci Dünya Sava­şı’ndan sonra kurulan; sistemin, kurumların, insan haklarının ve serbest ticaretin işlediği o yapı ar­tık ne yazık ki yok.

Yeni dünya modelinde iki bü­yük ekonomik güç (ABD ve Çin) ve bir askeri güç (Rusya) var. Bunlar kendi etki alanlarını dizayn etme­ye çalışıyor. Buna bir de Yanis Va­roufakis’in “teknofeodallar” dediği teknoloji devlerini eklemek lazım. Tabii bir de bunlarla girift ilişkiye sahip olan finans oligarkları var. Bu güç odaklarının mücadeleleri net bir tavır ortaya koyacak. Eğer Çin, ABD ve Rusya dünyayı paylaş­ma konusunda anlaşırlarsa, herkes kendi alanında hüküm sürer ama küçüklere dünya kalmaz; anlaşa­mazlarsa bir dünya savaşı riski do­ğar. Bu süreçten en büyük zararı ise Avrupa görecektir.

2026 yılında da Trump’ı ve fi­nansal piyasalara getirdiği “za­yıf dolar” etkisini konuşacağız. Trump bunu bilerek istiyor ancak enflasyon ve Fed faiz dengesi ne­deniyle doların aşırı zayıflaması­na da izin veremez. Burada kritik nokta şu: Amerikan doları artık bir “terazi” olma, yani bir ölçü birimi olma özelliğini kaybetti. Eskiden her şeyi dolarla ölçüyorduk ancak dolar maruz kaldığı erozyon nede­niyle artık değer koruyamıyor. Ya­tırımcı, doların varlığının değerini korumadığı bir ortamda alternatif arayışına girdi ve kıymetli metalle­re yöneldi.

Altın artık sadece bir yatırım aracı değil; bir 'değer koruma ara­cı' ve 'rezerv para' gibi görülüyor. Altın artık bir para gibi davranma­ya başladı; insanlar altın üzerinden borç alıp veriyor. Bu değişim, his­se senetlerinin de yukarı gitmesi­ni tetikliyor. Gümüşte ise durum farklı; yeni dünya teknolojilerinde­ki olası yoğun kullanımı nedeniyle fiyatının düşük tutulması için bü­yük açık pozisyonlar taşınıyordu. Ancak Çin’in ihracat sınırlamasıy­la bu pozisyonlar panikledi ve fiyat koptu, parabolik bir yükseliş yaşı­yoruz. Artık kıymetli metaller, ya­tırım aracı olmanın yanında birer para birimi özelliğine büründü.

2025’in ana temalarından biri de yapay zekâ olmuştu. Bu tarafta bir şişkinlik olsa da finansal bir balon olduğu kanaatinde değilim; balon­ların ne zaman patlayacağına oy­namak zaten çok maliyetli bir iş­tir. Bu teknoloji artık hayatın her alanına nüfuz eden bir devrimdir. Yapay zekânın sağlıkta önleyici tıp uygulamalarından perakendede tüketici davranışlarını tahmin et­meye kadar geniş bir kullanım ala­nı var. Ancak bu teknolojinin de­vasa su ve enerji ihtiyacı, ekolojik dengeleri ve stratejik yatırımları yeniden şekillendirecek.

Merkez bankalarının 2025 per­formansı piyasaların seyrinde be­lirleyici oldu. G20 merkez banka­ları yıl genelinde tam 58 kez faiz in­dirimine giderken, sadece 7 kez faiz artırımı yapıldı; bu artırımlardan birini de Türkiye gerçekleştirdi. Temel soru, bu faiz ortamına rağ­men piyasaların neden bu kadar iyi performans gösterdiğidir. Öte yandan küresel borç stoğu, dünya­nın en büyük yumuşak karnı olma­ya devam ediyor. Özellikle ABD’de tartışılan “borçlar ödenebilir mi?” sorusu 2026’da da masada olacak. Yeni........

© Dünya