370 milyar dolara çıkan ithalatın anlattığı… |
İthalatımız, artış trendini sürdürmüş, yıllık 348 milyar dolarla rekor kırmıştı…
İhracatı sırtlayan makine, mobilya, ayakkabı, tekstil gibi sektörlerin temsilcileri:
Yüksek maliyetler nedeniyle rekabet avantajının kaybedildiğini vurgulamış, ithalatın daha da artabileceği konusunda uyarmıştı… (Üretimde verimsizlik, plansızlık nedeniyle artan atıl kapasite, düşük teknoloji kullanımı gibi onlarca neden de, dış ticaret verisindeki olumsuz beklentileri artırdı, ama, bu farklı bir yazı konusu…)
Sonuçta, 2026 yılı Mart ayı:
İthalatımız, artış trendini sürdürdü, yıllık 370 milyar dolarla yeni rekorunu kırdı…
Dış ticaret açığımız mı?
Yıllık 100 milyar dolara yaklaştı…
Altın ve enerjiyi dışarıda bıraksak dahi:
Sadece mart ayında yaptığımız ithalat, yüzde 11,3 artışla 25,8 milyar doları aştı…
Güçlü olduğumuz sektörlerde de güç kaybediyoruz…
Teknoloji, bilgi ve birazcık çaba ile üretimini, kalitesini, verimliliğini artırabileceğimiz; kendimize yetmek dışında fazla da verebileceğimiz bir alan olduğunu biliyoruz…
Sadece hububatta, geçen yılın aynı dönemine göre, 500 milyon dolara yakın “ithalat artışı” yaşıyoruz.
Üretimden uzaklaşmaya devam ediyoruz; geleneksel sektörlerde dahi tükettiğimiz kadar üretemiyoruz…
İthalat “çok yüksek” ve/veya artıyor olabilir…
Üretimi/ihracatı artırıyorsa ve turizm/ yurtdışı çalışan gelirleriyle cari denge/fazla verilebiliyorsa ihtiyaçtır/sürdürülebilir…
İthalat “çok düşük” ve/veya düşüyor olabilir…
Alım gücü, üretim ve/veya ihracattaki düşüş nedenliyse çok dikkat edilmelidir…
Dış ticaret, bütçe, cari, tasarruf fazlası veren bir ülkede tüketim malı ithalatının artması çoğunlukla refahın göstergesi sayılıyor…
Borç fazlası veren bir ülkede ise yatırım ve ara malı ithalatı, çoğunlukla kalkınma ve refah için atılan adımları simgeliyor…
Ya tükettiği kadar üretmeyip, borçlanarak hububat almak?