menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tahminleri güncelleme zamanı

16 0
11.03.2026

Her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı yürütülen savaşın büyük ölçüde tamamlandığını belirterek çatış­manın yakında sona erebileceği­nin sinyalini verse de, savaşın et­kilerinin çok hızlı biçimde ter­sine dönmesi pek olası değil. Bu yüzden, makro senaryoları göz­den geçirmenin zamanı gelmiş gözüküyor.

Bunun için jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatları için bir varsayımda bulunmak gere­kiyor. Ortadoğu’da başlayan ger­ginliğin uzunca bir süre daha, sa­vaşın başlangıcına kıyasla daha düşük yoğunlukta devam edece­ğini varsaydık. Bu durumda ener­ji fiyatlarının piyasada konuşu­lan en kötü senaryolara ulaşmasa da birkaç ay daha yüksek kalaca­ğını öngördük. Yılın ikinci yarı­sında enerji fiyatlarının gerile­mesini beklesek de savaş öncesi seviyelerin biraz üzerinde den­geleneceğini tahmin ediyoruz.

Kur istikrarı öncelikli hedef

Tahminler açısından önemli belirleyicilerden biri döviz kurla­rındaki seyirdir. TCMB 1 Mart ta­rihinden itibaren döviz likiditesi­nin dengelenmesi ve TL likiditesinin sıkılaştırıl­masına yönelik tedbirler aldı. TL tarafında likidi­te senedi ihracı, 1 hafta­lık repo ihalelerine ara verilmesi ve depo alım ihaleleriyle ilk günden itibaren TL likiditesi sı­kılaştı; bankalararası pi­yasada TL faizi 3 puan artarak %40’a çıktı. Ayrıca döviz satışları da TL likiditesini sıkı­laştırıcı yönde etkide bulundu.

Analitik bilanço verilerinden yaptığımız hesaplamaya göre ge­çen hafta TCMB’nin döviz satışı 13.2 milyar dolar oldu. Bu satış­tan sonra bile brüt döviz rezervi­nin geçen Cuma itibarıyla 197.5 milyar dolar, swap hariç net re­zervin ise 64.9 milyar dolar ile güçlü seviyede olduğunu hesaplı­yoruz. Bu da kurun dengelenmesi açısından rezervlerde hâlâ belir­gin bir alan bulunduğunu göste­riyor. Ayrıca Trump’ın açıklama­ları sonrası küresel risk iştahın­daki toparlanma kalıcı olursa satılan tutarın bir kısmı geri de alınabilir. Sonuç olarak TL’yi destekleyen politika duruşunu dikkate alarak yıl sonu için 50.3 olan USD/TL kuru tahminimizde değişiklik yapmıyoruz.

Enflasyon ve faiz tahminlerinde yükseliş

Uluslararası enerji ve emtia fi­yatlarındaki artışlar kısa vadede enflasyonu yükseltecektir. TCM­B’nin geçtiğimiz yıl yayımlanan bir çalışmasına göre petrol fiya­tındaki %10 oranındaki kalıcı bir artış, TÜFE enflasyonuna bir yıl sonunda yaklaşık 1 puan etki yap­maktadır. Ancak akaryakıt fiyat­larındaki zam ihtiyacının önemli bir kısmının eşel mobil sistemiyle kamu kaynaklarından karşılana­cak olması kısa vadede etkiyi sı­nırlayacaktır. Ayrıca varsaydığı­mız gibi enerji fiyatları yılın ikin­ci yarısında gerilerse enflasyonist etkilerin bir kısmı geri alınabilir.

Bununla birlikte, iç talepteki güçlü görünüm sebebiyle ener­ji fiyatlarındaki dalgalanmala­rın dolaylı etkileri de belirgin olacaktır. Doğalgaz fiyatlarıy­la benzer hareket eden gübre fi­yatlarındaki artış gıda fiyatları­nı etkileyebilir. Taşımacılık üc­retlerindeki artışın ise gıda dahil mal fiyatlarına yansıması olabi­lir. Ayrıca enflasyon algısının bo­zuk olması sebebiyle, zaten dü­şüş yönünde direnç gösteren enf­lasyon eğiliminde katılık devam edebilir. Bu doğrultuda yıl sonu enflasyon tahminimizi %24’ten %25.5’e yükseltiyoruz.

Bu ay faiz indirim sürecine ara verilmesini ve likidite tedbirle­riyle sağlanan sıkılaşmanın bir süre daha sürdürülmesini bekli­yoruz. Nisan ayında da faiz indi­rimi için alan olmayabilir. Son­raki aylarda enerji fiyatları, dö­viz dengesi ve küresel risk iştahı görünümü ile bunların enflasyon üzerindeki etkileri faiz kararla­rında belirleyici olacaktır. Ser­maye girişlerine bağlı olarak TL üzerindeki baskının hafiflemesi durumunda ilerleyen aylarda fa­iz indirimlerine devam edilebi­lir. Ancak artan riskler nedeniyle yıl sonu politika faizi beklentimi­zi %30’dan %32’ye yükseltiyoruz.

Cari açıkta belirgin etki

Dış denge tarafında Türkiye’de değerlendirmeler genellikle ham petrol fiyatları üzerinden yapıl­sa da doğal gaz fiyatlarının da dış açık üzerinde önemli etkisi bu­lunmaktadır. Model bazlı hesap­lamalarımıza göre mevcut fiyat seviyeleri korunursa Türkiye’nin aylık enerji faturası önümüzdeki dönemde yaklaşık %50 artacak­tır.

Bu durumda son aylarda 3.5-4 milyar dolar aralığında seyreden aylık net enerji ithalatının önü­müzdeki aylarda 5-6 milyar do­lar seviyelerine yükselmesi olası görünmektedir. Fiyatların yıl bo­yunca bu düzeylerde kalıcı olması halinde toplam enerji ithalatı ge­çen yılki 47.2 milyar dolardan 55 milyar dolar seviyelerine çıkabi­lir. Geçen yıl ortalaması 3,440 do­lar olan ons altın fiyatındaki yük­selişin, TL’deki değerlenmenin ve görece güçlü iç talep görünü­münün etkileri de dikkate alındı­ğında cari açığın 45 milyar dolar düzeyine kadar yükselebileceği­ni hesaplıyoruz. Bu da geçen yılki 25.2 milyar dolara kıyasla belirgin bir artış anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte üretim ma­liyetlerinin artması, küre­sel büyümenin yavaşlaması ve iç finansman koşullarının sıkı kalması ekonomik aktiviteyi sı­nırlayacaktır. Bu nedenle 2026 yılı GSYH büyüme tahminimizi %4’ten %3.8’e çekiyoruz.

Eşel mobil sisteminin bütçe üzerindeki maliyeti ise yöneti­lebilir düzeydedir. Son aylarda akaryakıt ÖTV tahsilatı yaklaşık 50 milyar TL seviyesindedir. En uç senaryoda ÖTV’nin tamamen sıfırlanması halinde dahi yıllık bütçe maliyeti GSYH’nin yakla­şık %0.7’sine karşılık gelmekte­dir. Ocak ayı itibarıyla son 12 ay­lık bütçe açığının GSYH’ye ora­nı %2.9 olup yıl sonu hedefi olan %3.5’in altındadır. Bu çerçevede mevcut bütçe görünümünün böy­le bir uygulamaya alan tanıdığı söylenebilir. Yıl sonu bütçe açığı tahminimizi de bu doğrultuda he­def seviyesinde koruyoruz.

Şimdilik görünüm böyle. Je­opolitik gelişmelerin gidişatı ve ekonomik etkiler netleştikçe makroekonomik tahminlerde ye­ni revizyonların gerekebileceğini de akılda tutmak gerekiyor.


© Dünya