Politika faizi az düşünce, faizler çok düştü
Faizleri makro gerçeklikten kopuk bir şekilde düşürmenin ne tür olumsuz etkiler yarattığını önceki yıllarda yaşayarak öğrendik. Geçen hafta TCMB’nin politika faizi kararı ise, doğru adımlar atıldığında istenen sonuçlara nasıl ilerlenebileceğine dair iyi bir örnek oldu.
Kredi ve tahvil faizleri gibi hayatımızı doğrudan etkileyen faiz oranları çoğu zaman tek bir gösterge gibi algılansa da, gerçekte birçok alt bileşenden oluşur. Bu bileşenler; risksiz faiz oranı, enflasyon farkı ve risk primi olarak sıralanabilir.
Risksiz faiz oranı, yatırımcının temerrüt riski olmadan elde edebileceği getiri olarak tanımlanır. Uygulamada küresel ölçekte referans olarak ABD Hazine tahvilleri kullanılır. Bunun temel nedeni, ABD’nin borçlarını ödeme kapasitesinin çok yüksek kabul edilmesi ve bu menkul kıymetlerin yüksek likiditeye sahip olmasıdır.
Bunun üzerine, devlet tahvilleri için ülke risk primi, krediler için ise kredi kullanana özgü bir risk primi eklenir. Finansal piyasalarda bu bileşen CDS (Credit Default Swap) spread’leri gibi göstergelerle ölçülmeye çalışılır. Bu iki bileşenin toplamı, dolar cinsinden borçlanma faizini verir.
TL cinsinden borçlanma faizini hesaplamak için ise bunların üzerine enflasyon farkının eklenmesi gerekir. Bir ülkenin enflasyon beklentisi ABD enflasyonundan yüksekse, yatırımcılar satın alma gücündeki kaybı telafi etmek için ek getiri talep eder. Bu ilişki, Fisher denklemi olarak da bilinir.
Risksiz faiz oranının bizim........
