İran–Amerika: “Önce hayaller ölür”

Harold Robbins’in chef-d’o­euvre’ü sayılan “Önce Ha­yaller Ölür” romanında Gary ad­lı Amerikalı genç bir girişimci, hızla zenginleşirken en büyük kaybının idealleri ve değerleri olduğunu fark ediyordu. Aşk ro­manlarının aranan yazarı Rob­bins’in şu lafını başucuna yazı­nız: İnsan önce düşlerini yitirir, sonra geriye sadece güç kalır.

Esasen devletler için de bun­ları transpoze edebiliriz; sosyal medyanın olmadığı dünyada ne­redeyse 40 yıl önce 1988’de Bas­ra Körfezi merkezli krizde iki genç adam; popülist New Yorklu iş insanı Trump ile İran’da o gü­nün “genç cumhurbaşkanı” Ali Hamaney vardı. İran–Irak Sava­şı’nın son yılı; tanker savaşları nedeniyle ABD donanması böl­geye konuşlanmıştı. USS Vin­cennes’in bir İran yolcu uçağını düşürmesi 290 sivilin ölümüy­le sonuçlandı; diplomatik tan­siyon zirveye çıktı. İran’da kısa süre sonra Humeyni’nin yerine “Büyük Ayetullah” olacak Ha­maney’den hemen sonra Haşi­mi Rafsancani Cumhurbaşkan­lığı görevine gelip rejimi daha da “sağlamlaştıracaktı”.

Genç Trump 1988’de demeç­lerinde ABD’nin İran’a karşı “çok sert” davranması gerekti­ğini savundu; Kharg Adası’ndaki petrol terminali vurulmalı........

© Dünya