Global tartışma: Belediyelerin sonu mu?
Yerel yönetimin amacı küçük küçük siyasi iktidarlar yaratmak değildir. Ama merkezi idarenin taşradaki bir uzantısına dönüşmek de değildir. Aranması gereken model; güçlü yerel meclis, profesyonel icra, şeffaf bütçe, güçlü Sayıştay denetimi, ölçülü idari vesayet ve karar süreçlerine doğrudan katılan vatandaş modelidir.
Yerel yönetimler demokrasinin en eski kurumlarından biri; fakat bugün tartışılması gereken soru belediyelerin güçlü veya zayıf olması değil. Asıl mesele, kimin karar verdiği, kimin parayı harcadığı ve harcayanı kimin denetlediğidir. 2026 dünyasında yerel yönetim tartışması giderek bu üç soru etrafında şekilleniyor.
Tarihsel gelişim de bunu gösteriyor. Ortaçağ Avrupa’sındaki kent komünlerinden İngiliz yerel idare geleneğine, Fransız Devrimi sonrasında kurulan belediyelerden modern Avrupa’ya kadar yerel yönetimin temel gerekçesi, insanın yaşadığı yer hakkındaki kararlara katılmasıydı. Fransa’da 14 Aralık 1789 tarihli düzenleme eski belediye yapılarını kaldırarak belediye görevlilerinin seçimle belirlenmesini öngörüyordu.
Aradan iki asırdan fazla zaman geçti. Bugün belediyeler artık yalnızca yol, su ve temizlik hizmeti veren kurumlar değil. İmar, ulaşım, altyapı, sosyal yardım, kültür, çevre, büyük yatırımlar ve kamu ihaleleri üzerinden devasa ekonomik güç kullanıyorlar. OECD verilerine göre 2023 yılında kamu alımları OECD ülkelerinde toplam kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 30’una ulaştı; bu alımların yüzde 62,5’i merkezi idarenin altındaki yönetim seviyelerinde gerçekleşti. Bu büyüklük, yerel demokrasinin yanında yerel mali denetimi de çağımızın temel kamu hukuku meselelerinden biri haline getiriyor.
Yerelleşme ile denetimsizlik: Farklı olgular, aynı kader
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi demokratik katılım açısından değerlidir. Fakat güçlü yerel yönetim ile denetimsiz yerel yürütme birbirinden tamamen farklı kavramlardır.
Avrupa Konseyi bugün yerel yönetimlerde çıkar çatışması, nepotizm, kamu ihalelerinin şeffaflığı, idari kaynakların seçimlerde kullanılması ve ihbarcıların korunmasını temel risk alanları arasında sayıyor. OECD ise özellikle ruhsat ve izin süreçlerinde şeffaflık, bağımsız itiraz mekanizmaları ve denge-denetim araçlarını yolsuzluk riskinin azaltılmasının temel unsurları olarak görüyor.
Dolayısıyla belediyeleri doğrudan “yolsuzluk üretme mekanizması” olarak nitelemek ağır bir itham olabilir. Ancak imar yetkisi, arsa değeri yaratma gücü, ihale bütçesi, iştirak şirketleri, ruhsatlandırma ve personel istihdamı aynı siyasi yürütmenin elinde yoğunlaştığında ciddi bir rant dağıtım kapasitesi ortaya çıktığını da görmezden gelemeyiz.
Sorun yerel demokrasi değil; karar, icra ve denetimin aynı merkezde toplanmasıdır.
Fransız ihtilali sonrası prefecture-munıcıpalıte:
Türkiye’nin idare hukuku tarihsel olarak Fransız sisteminden ciddi biçimde etkilenmiştir. Bu mirasın önemli kavramlarından biri idari vesayettir.
Fransa bunun üzerinde uzun süre........
