menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Global tartışma: Belediyelerin sonu mu?

45 0
17.10.2026

Yerel yönetimin amacı küçük küçük siyasi iktidarlar yaratmak değildir. Ama merkezi idarenin taşradaki bir uzantısına dönüşmek de değildir. Aranması gereken model; güçlü yerel meclis, profesyonel icra, şeffaf bütçe, güçlü Sayıştay denetimi, ölçülü idari vesayet ve karar süreçlerine doğrudan katılan vatandaş modelidir.

Yerel yönetimler demok­rasinin en eski kurumla­rından biri; fakat bugün tartışılması gereken soru bele­diyelerin güçlü veya zayıf olma­sı değil. Asıl mesele, kimin karar verdiği, kimin parayı harcadığı ve harcayanı kimin denetlediğidir. 2026 dünyasında yerel yönetim tartışması giderek bu üç soru et­rafında şekilleniyor.

Tarihsel gelişim de bunu gös­teriyor. Ortaçağ Avrupa’sındaki kent komünlerinden İngiliz yerel idare geleneğine, Fransız Devri­mi sonrasında kurulan belediye­lerden modern Avrupa’ya kadar yerel yönetimin temel gerekçe­si, insanın yaşadığı yer hakkında­ki kararlara katılmasıydı. Fran­sa’da 14 Aralık 1789 tarihli dü­zenleme eski belediye yapılarını kaldırarak belediye görevlileri­nin seçimle belirlenmesini öngö­rüyordu.

Aradan iki asırdan fazla zaman geçti. Bugün belediyeler artık yalnızca yol, su ve temizlik hiz­meti veren kurumlar değil. İmar, ulaşım, altyapı, sosyal yardım, kültür, çevre, büyük yatırımlar ve kamu ihaleleri üzerinden de­vasa ekonomik güç kullanıyorlar. OECD verilerine göre 2023 yılın­da kamu alımları OECD ülkele­rinde toplam kamu harcamaları­nın yaklaşık yüzde 30’una ulaştı; bu alımların yüzde 62,5’i merkezi idarenin altındaki yönetim sevi­yelerinde gerçekleşti. Bu büyük­lük, yerel demokrasinin yanında yerel mali denetimi de çağımızın temel kamu hukuku meselelerin­den biri haline getiriyor.

Yerelleşme ile denetimsizlik: Farklı olgular, aynı kader

Yerel yönetimlerin güçlendi­rilmesi demokratik katılım açı­sından değerlidir. Fakat güçlü ye­rel yönetim ile denetimsiz yerel yürütme birbirinden tamamen farklı kavramlardır.

Avrupa Konseyi bugün yerel yönetimlerde çıkar çatışması, nepotizm, kamu ihalelerinin şef­faflığı, idari kaynakların seçim­lerde kullanılması ve ihbarcıla­rın korunmasını temel risk alan­ları arasında sayıyor. OECD ise özellikle ruhsat ve izin süreçle­rinde şeffaflık, bağımsız itiraz mekanizmaları ve denge-dene­tim araçlarını yolsuzluk riskinin azaltılmasının temel unsurları olarak görüyor.

Dolayısıyla belediyeleri doğru­dan “yolsuzluk üretme mekaniz­ması” olarak nitelemek ağır bir itham olabilir. Ancak imar yetki­si, arsa değeri yaratma gücü, iha­le bütçesi, iştirak şirketleri, ruh­satlandırma ve personel istihda­mı aynı siyasi yürütmenin elinde yoğunlaştığında ciddi bir rant da­ğıtım kapasitesi ortaya çıktığını da görmezden gelemeyiz.

Sorun yerel demokrasi de­ğil; karar, icra ve denetimin aynı merkezde toplanmasıdır.

Fransız ihtilali sonrası prefecture-munıcıpalıte:

Türkiye’nin idare hukuku ta­rihsel olarak Fransız sistemin­den ciddi biçimde etkilenmiştir. Bu mirasın önemli kavramların­dan biri idari vesayettir.

Fransa bunun üzerinde uzun süre........

© Dünya