Petrol zenginliği kalkınma değildir |
Petrolün tuhaf bir çekim gücü var. Haritaya bakınca yerin altında milyarlarca dolarlık rezerv görünüyor; yeryüzüne çıkınca ise bir türlü “normal”leşmeyen bir ülke manzarası.
Bitmeyen bir kalkınma vaadi, sürekli ertelenen bir dönüşüm. Ardından tanıdık cümle geliyor: “Kaynaklar zengin ama yönetilemiyor.” Sanki doğru yönetilince her şey yoluna girecekmiş gibi. Oysa petrol, doğru yönetilse bile, kalkınmanın mantığını bozuyor.
Kalkınma zahmetli bir süreç. Eğitim, insan sermayesi, üretkenlik, kurumlar, rekabet, vergi disiplini, hukuk güvenliği… Bunlar zaman alıyor, emek istiyor, sabır gerektiriyor. En önemlisi de toplumla devlet arasında sürekli bir pazarlık yaratıyor. Devlet vergi topluyor, vatandaş hesap soruyor; siyaset bu gerilimde şekilleniyor. Petrol bu gerilimi ortadan kaldırıyor. Devletin vatandaşa ihtiyacı azalıyor. İhtiyaç azalınca ikna da azalıyor, şeffaflık da, denetim de.
Petrol “kolay para” sağlıyor. “Daha iyisini nasıl üretirim?” sorusu sorulmadığında ekonomi büyümüyor; şişiyor. Petrol ekonomisi çoğu zaman şişkin bir ekonomi haline geliyor: gelir var, değer zinciri yok. Katma değer topraktan çıkmıyor; laboratuvardan, atölyeden, yazılım ekranından, nitelikli emekten çıkıyor. Bu yüzden petrol........