Paris’ten çıkıp Caracas’a girmek
Bir yanda iklim zirveleri, karbon azaltım hedefleri ve sürdürülebilir kalkınma vaatleri; diğer yanda petrol rezervleri, enerji arzı ve jeopolitik hesaplar. Bu iki dünya, artık sırayla değil, aynı anda işliyor. Ve bu eşzamanlılık, sürdürülebilir kalkınma kavramını her geçen gün daha fazla sorgulatıyor.
Bu tabloyu tek bir cümleyle özetlemek mümkün: Trump, Paris’ten çıktı; Caracas’a girmeyi tercih etti. 2015’te imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için ortak bir irade beyanıydı. Bugün hâlâ 190’dan fazla ülke bu anlaşmanın tarafı. Ancak aynı sistem içinde, dünyanın en büyük aktörlerinden biri 20 Ocak 2025’te anlaşmadan yeniden çekildiğini açıkladı. Bu çekilme, sadece bir diplomatik tercih değil; iklim rejiminin temel varsayımını zayıflatan bir kırılma noktasıydı: en büyüklerin de kurala uyacağı varsayımı.
ABD, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 13–14’ünden sorumlu. Tarihsel olarak atmosfere salınmış karbon miktarında ise Çin’den sonra 2’nci sırada. Kişi başına düşen emisyonlar hâlâ dünya ortalamasının oldukça üzerinde. Enerji üretiminde fosil yakıtların payı yaklaşık yüzde 80 seviyesinde. Yani iklim hedeflerinin başarısı, bu aktörün sistem içinde kalmasına........
