Kadın ve genç çiftçiler |
Bir savaş başladığında ilk konuşulan şey petrol olur. Petrol fiyatları konuşuluyor konuşulmasına ama uzun vadede savaşların asıl etkisi çoğu zaman toprakta hissedilir. Bir başka deyişle asıl soru şu: Savaşın yükünü tarlada kim taşıyor?
Dünya bir kez daha jeopolitik gerilimlerin gölgesinde. Orta Doğu’da giderek sertleşen ABD İsrail İran hattındaki kriz, uluslararası siyasetin merkezinde yer alıyor. Enerji piyasaları dalgalanıyor, petrol fiyatları yükseliyor, küresel ekonominin yönü yeniden tartışılıyor.
Ancak bu tartışmaların büyük bölümü petrol fiyatları, enerji güvenliği ve askeri dengeler etrafında dönüyor. Oysa savaşların daha sessiz ama çok daha derin bir etkisi var: Tarım ve gıda…
Bir savaş başladığında ilk konuşulan şey petrol olur. Ama uzun vadede savaşların asıl etkisi çoğu zaman toprakta hissedilir. Mazot fiyatları yükselir. Gübre maliyetleri artar. Lojistik zincirleri kırılır. İthal girdi bağımlılığı büyür. Ve bütün bu maliyet dalgasının ilk vurduğu kesim büyük şirketler değil, küçük üreticiler olur.
Kırsal dünyada ise küçük üreticilerin önemli bir bölümünü iki grup oluşturur; kadın çiftçiler ve genç çiftçiler. Bu nedenle bugün konuşmamız gereken soru şu; jeopolitik krizler tarımın en kırılgan aktörlerini nasıl etkiliyor?
Enerji krizi tarlaya nasıl yansır?
Tarım modern dünyada enerjiye son derece bağımlı bir sektör. Traktörler mazotla çalışır.Gübre üretimi doğal gaz kullanır. Sulama sistemleri enerji gerektirir. Hasat sonrası ürünler lojistik ağlarıyla taşınır. Dolayısıyla enerji fiyatlarındaki her dalgalanma doğrudan gıda üretim maliyetine yansır.
Orta Doğu’da yaşanan her gerilim petrol piyasalarını sarsar. Petrol fiyatlarındaki artış ise domino etkisi yaratır. Mazot pahalanır. Gübre fiyatları yükselir. Nakliye maliyetleri artar. Sonuçta gıda üretimi daha pahalı hâle gelir.
Bu durum büyük ölçekli şirketler için yönetilebilir olabilir. Ancak küçük üreticiler için aynı şey geçerli değildir. Çünkü küçük üreticilerin finansmana erişimi sınırlıdır. Girdi maliyetlerindeki ani artışlar onların üretim planlarını doğrudan etkiler. Ve kırsal ekonomide bu kırılganlığın en yoğun yaşandığı kesimler kadınlar ve gençlerdir.
Bu küresel dalgalanmanın etkisi Türkiye’de özellikle Ege Bölgesi’nde çok net hissediliyor. Gazete okurlarının bugün en çok merak ettiği sorulardan biri şu: Enflasyon düşerken neden üretim maliyetleri hâlâ artıyor ve çiftçi bu şartlarda üretimi nasıl sürdürebiliyor? Bu sorunun cevabını anlamak için Ege’nin üretim sahasına bakmak yeterli.
Zeytin, üzüm, incir, pamuk, narenciye ve kekik gibi Türkiye’nin ihracat gücünü oluşturan ürünlerin yetiştiği bölgelerde üretici son yılların en zor ekonomik denklemiyle karşı karşıya. Makro veriler enflasyonun yavaşladığını gösterse de tarımsal üretimin temel girdileri olan mazot, elektrik, sulama maliyetleri, işçilik, gübre ve zirai ilaç fiyatları hâlâ yüksek seviyelerde seyrediyor. Üstelik tarımda maliyetler çoğu zaman genel enflasyondan farklı bir ritimle hareket eder; enerji ve döviz bağımlılığı nedeniyle girdi fiyatları çoğu zaman yukarı yönlü kalır. Örneğin bir zeytin üreticisi için hasat maliyeti, bir üzüm........