menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD–İran gerilimi dünya ekonomisini nereye sürüklüyor?

4 0
06.03.2026

Son günlerde ABD ile İran arasındaki askeri gerilim, yalnızca Orta Doğu’nun değil tüm dünya ekonomisinin odak noktasına yerleşti. Enerji hat­larındaki risk, petrol ve gaz fi­yatlarındaki hızlı yükseliş, kü­resel borsalarda volatilite ve merkez bankalarının para po­litikası üzerindeki baskı, tüm bu dinamikler artık birbirine sıkı sıkıya bağlı.

Bu çerçevede sadece jeopolitik riskleri oku­mak yeterli değil; ekonomik renklerin nasıl değiştiğini, hangi sektörleri etkilediğini ve bu girdabın orta ve uzun va­dede küresel büyüme ile enf­lasyon dinamiklerine ne şekil­de yansıyacağını derinlemesi­ne analiz etmek gerekiyor.

Hürmüz Boğazı’nın kritik rolü

Enerji piyasalarının bugü­nünde bahsedilecek ilk konu mutlak surette Hürmüz Bo­ğazıdır. Bu dar su hattı, dünya petrol ve LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ticaretinin yaklaşık %20’sini oluşturur, bir başka ifadeyle küresel enerji arzının neredeyse beşte biri bu nokta­dan akar. İran’ın bu hattı ka­patma tehditleri ya da riskli ticaret ortamı, petrol fiyatları üzerinde doğrudan negatif bir arz riski primine dönüşmek­tedir. Bu durum birkaç gündür fiyatlara yansımış durumda; Brent petrol 80 dolar civarına yükseldi ve gaz fiyatları da son yılların en yüksek seviyeleri­ne tırmandı.

Enerji arz güvenliğinin risk altında olması ne anlama ge­lir? Basitçe söy­lemek gerekirse, petrol ve enerji fiyatlarının bek­lenmedik şekilde yükselmesi, tüm üretim süreçle­rinde maliyetleri yukarı çeker. Üre­tim maliyetleri artarsa, bu durum ilk etapta üreti­ci fiyat endeksine (ÜFE), ar­dından da tüketici fiyat en­deksine (TÜFE) yansır. So­nuç olarak enflasyon yeniden hızlanır. Bu eğilim zaten poli­tika yapıcıların en çok korktu­ğu “ikinci tur enflasyon” riski­ni tetikler.

Petrol, jeopolitik risk ve küresel büyüme

Bir çatışma ortamında pet­rol fiyatlarının yükselmesi doğrudan tüketici harcamala­rını etkiler. Yüksek enerji ma­liyetleri, hane halkının harca­nabilir gelirini azaltır, ulaşım maliyetlerini yükseltir ve en­düstriyel üretimde kullanılan girdilerin maliyetini yükseltir. Tüm bunlar birlikte toplandı­ğında küresel talep üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluştu­rur.

Bir diğer önemli etki ise küresel ekonomik büyüme­ye doğrudan yapılan baskıdır. Petrol fiyat şokları geçmiş­te defalarca ekonomileri ya­vaşlatmıştır. 1979’daki enerji krizi, dünya genelinde üreti­mi gevşetti, tüketimi baskıla­dı ve küresel büyüme üzerin­de uzun süreli olumsuz etki yarattı. Bugün yeniden benzer bir risk gündemde olduğunda, küresel büyüme tahminleri gözden geçiriliyor.

Enflasyon ve faiz politikaları: Merkez bankalarının ikilemi

Merkez bankalarının son dönemde faiz politikaları en çok tartışılan konu oldu. 2022–2025 döneminde yaşa­nan yüksek enflasyon, geliş­miş ülke merkez bankalarını sert faiz artırımlarına zorladı. Bugün nominal faizlerin zir­veye yakın olduğu bir dönem­deyiz; ancak petrol ve enerji fiyatlarındaki artış, çekirdek enflasyon üzerinde baskı ya­ratıyor. Enerji fiyatları yük­seldiğinde, bu ara maliyet ar­tışı üretici fiyatlarına yansır ve daha sonra tüketici fiyatla­rına ulaşır. Bu etkilerin kalıcı olması, merkez bankalarının faiz indirimine acele etmele­rini zorlaştırır; çünkü enflas­yon hedeflerinin altına inme­den faizleri kesmek ekonomi­yi tekrar aşırı ısıtabilir.

Öte yandan jeopolitik risk­lerin piyasalarda yarattığı be­lirsizlik, tüketici ve yatırımcı güvenini alabildiğine sarsar. Firmalar yatırımlarını ertele­yebilir, tüketiciler harcamala­rını kısmaya yönelebilir. Böy­le bir ortamda para politikala­rının yumuşatılması beklenir; fakat enerji maliyetleri enf­lasyonu yukarı iterken faiz in­dirimi siyaseti daha temkinli yürütülür.

Orta vadeli görünüm: Enf­lasyon, büyüme, sürdürülebi­lirlik

Kısa vadede jeopolitik ris­kin petrol ve enerji fiyatları üzerinden enflasyonu artırma riski bulunduğu açıktır. An­cak orta vadeli fiyatlama çok daha karmaşıktır. Enerji arzı­nın sürdürülebilirliği, OPEC üretim kapasitesi, alternatif enerji tedarik zincirlerinin devreye alınması gibi faktör­ler devreye girecektir.

Sürecin uzun sürmesi se­naryosunda enerji fiyatların­daki baskı daha da artabilir ve bu durum uzun vadede küre­sel büyümeyi olumsuz etkile­yecektir. Ayrıca enflasyonist baskı para politikalarını da­ha katılaştırabilir; bu da eko­nomik aktivite üzerinde baskı oluşturur.

Küresel ticaret, lojistik ve gıda fiyatları

Orta Doğu’daki risk sadece enerji ile sınırlı değildir. Bo­ğaz bölgelerinde deniz tica­retine yönelik riskler, sigorta primlerini artırmakta ve al­ternatif rotalara yönlendir­mektedir. Bu da tedarik zinci­rinin maliyetini yükseltir ve lojistik maliyetler artar.

Yüksek lojistik ve enerji ma­liyetleri, gıda fiyatlarını da yukarı çekebilir; çünkü tarım girdilerinin üretiminde enerji önemli bir pay sahibidir. Böy­lelikle enflasyonun kırılımcı kanalları genişler.

Sonuç olarak, ABD–İran geriliminin gelecek haftalar­da nasıl sonuçlanacağı ve bu çatışmanın ne kadar sürece­ği belirsizliğini koruyor. An­cak şu gerçeklerle karşı kar­şıyayız: Enerji fiyatları yük­seliyor ve bu durum enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yaratıyor.

Merkez bankalarının faiz indirim alanı daralıyor, çün­kü enflasyon henüz hedefle­rin altına gerilemedi. Finan­sal piyasalar riskten kaçış eği­limi gösteriyor, bu da yatırım ve büyüme dinamiklerini zor­luyor.

Enerji bağımlı ülkeler için maliyetler artıyor, bu da enf­lasyon ve cari açık üzerinde doğrudan etki yaratıyor.

Bu tablo, sadece jeopolitik bir kriz olmadığını; aynı za­manda uzun vadeli ekonomik politika ve yatırım kararları üzerinde belirleyici olabile­cek bir kırılma dönemi oldu­ğunu gösteriyor.

Bugün için yatırımcıların, politika yapıcıların ve şirket­lerin önceliği belirsizlikler­le mücadele ve risk yönetimi olmalıdır. Enerji piyasaları­na yönelik hedge stratejileri, enflasyon beklentilerini gün­cellemek ve faiz politikası es­nekliğini yeniden sorgulamak, kısa dönemde kritik karar ola­caktır.


© Dünya