Ben Nereye Gidiyorum
Hayat sessizce akıp giderken bazen kıyısında durup kendi hikâyemizi seyrederiz. Zamanın nasıl ilerlediğini, mevsimlerin nasıl değiştiğini fark eder; olduğumuz yerde durarak hayatın bizi nereye götürdüğünü anlamaya çalışırız. Oysa insanın hakiki yürüyüşü, hayatın kıyısında durup kendi hikâyesini seyretmek değil, hayatın içine cesaretle girerek kendi yönünü tayin edebilmesidir.
Çünkü hayat yalnızca başımıza gelenlerden, yaşadığımız olaylardan ve zamanın bize sunduklarından ibaret değildir. Hayat, aynı zamanda bütün bunlar karşısında nasıl bir tavır aldığımızdır. Bazen akışa kapılmak kolaydır; asıl mesele, akıntının içinde kendi yönümüzü bulabilmek ve yürüdüğümüz yolu bilinçle seçebilmektir.
İnsan, hayatının seyircisi olduğunda sürüklenir, hayatın öznesi olduğunda ise kendi hikâyesine yön vermeye başlar. Biz hayatın bizi nereye götürdüğünü beklemek yerine, nereye gitmek istediğimizi fark edip o yönde adım atmalıyız.
Bazen önümüzde sakin bir su vardır, bazen de bizi sürükleyecek kadar güçlü bir akıntı… Kimi zaman yolumuz berraktır, kimi zaman sisler içinde kalırız. Burada mesele suyun ne kadar hızlı aktığı değil, bizim hangi yöne kürek çektiğimizdir. İnsan, hayatın akışına kendisini bütünüyle bıraktığında savrulabilir. Oysa hakikati arayan insan, akıntının gücüne rağmen yönünü korumayı öğrenir.
İnsanın inandığını, değer verdiğini ve gerçekten neye adandığını en açık biçimde sözleri değil, davranışları gösterir. Çok şey söylemek mümkündür; fakat bazen tek bir davranış, uzun cümlelerin anlatamadığını anlatır. Sessizce yapılan bir........
