Unutturulan İslami davalar ve güç ile caydırıcılığın modern dünyadaki rolü
Ben artık isim vermeden konuşmanın bir anlamı kalmadığını düşünüyorum. Çünkü soyut eleştiriler, somut zulmü gizliyor. Bugün dünya düzeni denilen şey, Joe Biden’dan Donald Trump’a, Emmanuel Macron’dan Keir Starmer’a, Olaf Scholz’un yerini alan Friedrich Merz’den Netanyahu’ya kadar uzanan bir çıkar koalisyonunun eseridir. Bu koalisyonun ahlakla, hukukla ya da evrensel değerlerle kurduğu ilişki; ihtiyaç anında kullanılan, sonra çöpe atılan bir araç ilişkisidir.
Ukrayna söz konusu olduğunda Biden yönetimi “özgür dünya liderliği” rolünü üstlenirken, aynı Washington Gazze’de atılan her bombaya koşulsuz diplomatik kalkan oluyor. Trump ise dili daha kaba ama özü farklı değil: Güçlü olan haklıdır. Biri bunu akademik cümlelerle söylüyor, diğeri açıkça. Neticede değişen hiçbir şey yok.
Macron, Paris’te insan hakları nutukları atarken; Fransa’nın Afrika’daki kirli mirası hala sıcaklığını koruyor. Starmer, İngiliz parlamentosunda “uluslararası hukuk”tan söz ederken, Londra, israile silah satışını sürdürmekte hiçbir beis görmüyor. Almanya’da Merz, “tarihi sorumluluk” kavramını sadece israile sınırsız destek için hatırlıyor; aynı tarih Gazze’de çocukların üzerine yıkıldığında ise suskunluğa gömülüyor.
Netanyahu’ya gelince… O artık bir siyasetçiden çok, Batı’nın vicdan testidir. Batı bu testi defalarca kaybetmiştir. Her sivil katliamdan sonra Washington, Berlin ve Paris’ten gelen açıklamalar, zulmü durdurmaya değil; meşrulaştırmaya yöneliktir. israilin yaptıkları savunma, başkalarının yaptıkları ise terör sayılıyor. Bu, hukukun ölümü değilse nedir?
Doğuya baktığımda tablo değişmiyor. Putin, Ukrayna’da gücü kutsallaştırarak hareket ediyor. Egemenlik ve........
