Zil Çalarken Öğretmene Mektup
Pek kıymetli muallim!
Kimimiz ilk defa, kimimiz yeniden çocuklarımızı senin torna tezgahına bırakıyoruz, öyle ödünç filan değil, bizzat üzerinde çalışasın, işleyesin, süsleyesin, düzeltesin, özenle bakıp gözetesin diye.
Anne babalar sabahın erken saatinde, üzerine titredikleri ciğerparelerinin elini tutup senin kapına getiriyor. O elin içinde annenin bin bir zahmetle dokuz ay karnında taşıdıktan sonra gecesini gündüzüne katıp çilesiyle yoğurduğu, dağarcığında ne varsa o kadarıyla kardığı ninnilerle büyüttüğü incimsi bir ruh ve "büyüyünce ne olacak" diye hayal kurduğu bir gelecek var. O elin sıcaklığında bir beldenin bütün umudu saklı.
O anne, o eli sana uzatırken aslında şunu söylüyor: "Ben lütf-u ilahi ile onun hayatına vesile oldum, sen ona can verenin adıyla hayatın anlamını öğret, hayatın sahibini, hayatın gayesini, hakikatini, sorumluluğunu öğret."
"Şüphesiz Allah, melekler, göklerin ve yerin sakinleri, hatta yuvasındaki karınca ve denizdeki balıklar bile insanlara iyiliği öğretenlere dua ederler." (Tirmizi, İlim, 19)
Bu Hadis-i Şerifi duymuş olmalısın. Sana tertemiz bir fıtrat sayfası teslim ediyoruz. O sayfaya yazacağın her harf, bir ömür boyu silinmeyecek. Biz senin emeğinin kıymetini takdir etmekte hata yapabiliriz. Ama yukarıdaki hadisi bir daha tefekkür et de kimlerin senin yanında olduğunu bil.
Muallim! Sen bizim her gün yarım bıraktığımız şiiri........
