menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güven Borsası Temsiliyet Fonu

54 0
29.09.2026

Kalabalıklar içinde insanların çoğu belki makul kıvamda Kur'an okuyamaz, siyeri hatırlamaz, fıkıh kitabı açmaz ama onlar Müslüman'ı okur. Komşusunun sözünü tutup tutmadığını, esnafın terazisini, öğretmenin sabrını, yolda karşılaştığı bir başörtülünün ya da sakallı bir gencin yüzündeki tebessümü okur. Bu yüzden her Müslüman, farkında olsun ya da olmasın, bir kitabın açık sayfasıdır.

Bu, ağır bir yüktür. Çünkü Mümin, ayağını bastığı arzda kendisi olarak bulunmaz; sırtındaki ağır emanetle yaşar. Bir tüccarın hilesi yalnızca onun kusuru sayılmaz, maalesef “Müslümanlar böyledir" diye okunur. Bir mümin çocuğunun doğru sözlülüğü de yalnızca onun erdemi kalmaz, "demek ki bu din insanı böyle yetiştiriyor" diye yankılanır.

Bediüzzaman Said Nursî, 1911'de Şam Emeviye Camii'nde okuduğu hutbede bu sırrı şöyle özetler: "Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin kemâlâtını ve hakaik-i imaniyenin hakikatlerini ef'âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler." (Hutbe-i Şâmiye) Yani mesele önce anlatmak değil, riyadan uzak bir samimiyetle amelle örnek olmaktır. Hakikat kitaplarda zaten mahfuzdur; eksik olan, onu görünür kılan insanlardır.

Vahiy, müslümanı bir "şahit" olarak tanımlar. Şahit, sözleriyle değil, varlığıyla delil olan kişidir. "Böylece sizi, insanlara şahitler olasınız ve Peygamber de size şahit olsun diye vasat bir ümmet kıldık." (Bakara 143). Müfessirler "vasat"ı hem "orta yol" hem de "en hayırlı, adil" diye açıklar. Şahitlik makamına oturan, önce kendi hayatını adalete ve dengeye şahit tutmalıdır. "Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân 110). Âyet-i celile, bu hayırlılığı bir soya........

© Doğruhaber