Ateşkes Yalan, Hakikat Gâlip
Hepimizin dedesi. Balçık halinde bir çamurken, pişirilip içine ruh üflenen Âdem(as). Mükemmel yaratılışta ama kısa ömürlü. Ölümlü lâkin yükü ağır. Kaçamıyor, birini bıraksa diğer yükün elinde sürekli esir..
Meryem’in annesi, “karnımdakini Sana hür olarak adadım” demişti. Sadece o niyazındaki hür oluştan nefes alıyor gibiyiz. Rabbimize adandığımız yerden, her işimizin her anahtarını O’na bıraktığımız yerden..
Mekke’nin ağır işkenceli döneminin ardından, göklerden gelen kararla, Medine kapısının açılmaya başladığını okurken asırlar ötesinden ferahlarız. Fakat sonuçta orası da Mümin’e zindan olan dünyanın bir beldesiydi. O yüzden münafıkların uğursuzluğu mu dersiniz, yahudilerin fitneleri mi, bedeviler mi, sıtma mı, sonra yaklaşan Uhud mu, Hendek mi, yokluklar, hastalıklar, ayrılıklar diye uzayıp giden zorlukları vardı.
Mekke’nin Fethinde herkes sevinçliyken Ensar (radıyallahü anhum ecmain) üzgündü. Ne diyorlardı: “Resulullah(sav) artık kendi öz vatanında, o burada güvende, Medine’ye bir daha dönmez..” Öyle ya Efendimiz(sav), doğduğu topraklarda, kendi yurdunda, hatıralarının şehrinde. Ve yıllar önce "çok iyi bilmekteyim ki sen, Yüce Allah'a en sevimli olan yersin. Kavmim beni senden çıkartmasalardı........
