Ramazan’a hazır mıyız?
Gündemin yoğunluğu, medyaya yansıyan insanlık utancı sapkınlıklar ve dünyanın giderek ağırlaşan imtihanı… Tüm bunlar ruhlarımızı fazlasıyla yordu.
Bir yanda ahlaki çöküşün izleri, diğer yanda çocuklarımızı koruyup kollama endişesi… Kalplerimiz adeta korku ve kaygıyla kuşatılmış durumda. Haber başlıkları, kirlenen hayatlar, masumiyetin tehdit altında oluşu… Özellikle çocuklarımız söz konusu olunca insanın yüreği bir kuş gibi çırpınıyor. İçimiz, koruma içgüdüsüyle dua arasında gidip gelen bir anne kalbi gibi atıyor.
Dünya küçülmedi belki ama kötülükler gözümüzün içine kadar sokuldu. Eskiden uzakta sandığımız karanlık, şimdi evlerimizin kapısına kadar dayanmış gibi. İşte bu yüzden yorgunuz. İşte bu yüzden içimiz daralıyor. Çünkü insan fıtratı kirle barışamaz. Kalp, zulme ve sapkınlığa alışamaz.
Tam da böyle bir zamanda Ramazan gibi mübarek bir ayın gelişi; daralan yüreklerimize bir inşirah, kararan dünyamıza bir rahmet nefesi olur inşallah.
Çünkü Ramazan sadece aç kalınan bir ay değildir.
Ramazan, boğazımıza düğümlenen endişelerin çözüldüğü aydır.
Ramazan, ruhun yeniden nefes aldığı, kalbin göğüs kafesine sığmadığı aydır.
Sanki gökyüzü biraz daha yaklaşır, dualar biraz daha hızlı yükselir, merhamet biraz daha görünür olur. Geceler uzar ama karanlık değil, huzur artar. Sofralar sadeleşir ama gönüller zenginleşir. Mideler küçülürken kalpler büyür.
Belki de bu yüzden en yorgun zamanlarımız, Ramazan’a en çok yaklaştığımız zamanlardır. Çünkü Rabbimiz, yük ağırlaşınca rahmet kapılarını daha geniş açar. Nitekim Kur’an’da........
