Neden Sadece Umut Edebiliyoruz?
Günümüz siyasi konjonktürü, hükümran tüm siyasi yapılarımız hakkında bizi sadece “umut” ederek yaşamaya mahkum etmiştir. Mesela bugünlerde Mekke Antlaşması’nın tüm Müslüman dünya için hayırlı sonuçlara vesile olmasını ancak “umut” edebiliyoruz.
İsmi de güzelmiş hani! Mekke Antlaşması! Gerçekten güzel! Malumunuz olduğu üzere Mekke, İslam'ın doğduğu mekandır ve kıblemizin olduğu yöndür. Ama bugün “Bu güzel adla yapılmış bir antlaşmadan elbette tüm İslam ümmetinin faydasına sonuçlar çıkacaktır, bundan eminiz!” netliğinde düşünemiyoruz. Elimizde “umut” etmekten başka azık yok.
Hiçbirimiz “Tüm Müslümanlar kardeştir, elbette Müslüman devletler oturup Müslümanların iyiliği için anlaşmalar yapacaklar, bundan daha doğal ne olabilir ki!” diyemeyeceğiz. Onun yerine ancak “umut” edebilen soğuk bir kalple, antlaşmayı imzalayan üç İslam ülkesinin neden özellikle NATO’nun beşinci maddesi gibi bir maddeye ihtiyaç duyduğu üzerinde düşünmek zorunda kalacağız. Hep beraber “Kardeşler herhalde diğer kardeşlerine karşı ittifak kurmayacaklardır” diye “umut” edeceğiz.
Düşünceler arasında sürüklenip durmaktan kurtulamıyoruz. “Umut” bizi hep kendisiyle beraber sürüklüyor ve bize: “Pakistan'ın Hindistan sorunu, Suudi Arabistan'ın Yemen sorunu var. Ama gittikçe........
