Miraç’tan Önce ve Sonra
Bazen tüm genişliğine rağmen dar gelir yeryüzü.
Sıkar, boğar, yorar, acıtır.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz için de Miraç hadisesinden önce yeryüzü aynen böyleydi.
Tâif’te Efendimiz hakarete uğramış, taşlanmış, korumasız kalmıştı.
Pek çok akrabasından dahi destek görememişti.
Yalanlanmıştı…
İşte bu, bir insanın yalnızlığının ve çaresizliğinin zirvesiydi. Büyük bir kırılma noktasıydı.
Evet, O âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdi; ama melek değildi, bir insandı.
Dolayısıyla canlarımız feda, her bir acıyı tüm zerrelerinde hissetmişti.
Tâif’ten sonra ettiği dua, bu hâlet-i rûhiyeyi en çıplak hâliyle ortaya koyar:
“Allah’ım! Güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi, insanlar nazarında düştüğüm hor ve hakir durumumu Sana arz ve şikâyet ediyorum.
Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen, zor ve sıkıntılı durumda olanların, zulüm altında zayıf düşürülmüş kimselerin Rabbisin. Benim de Rabbim ancak Sensin.
Beni kimlerin eline bırakıyorsun? Bana sert davranacak bir yabancının mı, yoksa işimi eline verdiğin bir düşmanın........© Doğruhaber
