Resulullah'ı aramaya başladı. Kâbe’de olduğunu öğrenince yönünü oraya doğru çevirdi. Efendisinin yaptığı sistematik işkencelerden bir gün kurtulacağını biliyordu. Bir gün sona erecekti bu Mekke müşriklerinin işkencesi. Ama her mümin gibi o da bir teselli arayışı içinde, bir müjde duyma ihtiyacındaydı. Ruhuna dokunacak, sabrını tazeleyecek sözlere, ellerini avuçlarının içine alacak bir ele ne kadar da ihtiyacı vardı.

Demirciydi Habbab.

Efendisi her gün onun kafasını kızgın demirlerle dağlıyordu dininden döndürmek için. Demir ve ateşin birliği Habbab'ın bedeninde tarif edilmez acılar oluştursa da o Rabbim Allah'tır demekten bir an geri durmuyordu.

Sonunda Habbab için ateş yakmışlardı ve ellerini, ayaklarını bağlayıp ateşin közü üzerine yatırmışlardı. Ta ki pişen etlerinin yağı közü söndürene kadar.

Beli bakılamayacak kadar korkunç, vicdanları kavuracak kadar derindi. Tıpkı Gazze'de parçalanan her bir beden gibi.

Bu acılarla yürüyordu Habbab, Kâbe’ye doğru. Dava Liderine, Peygamberine doğru.

Her şeye rağmen zerre kadar pişmanlığı yoktu Müslüman olmaktan dolayı.

Zerre kadar şüphesi yoktu Rabbinden ve O'nun Peygamberinden

Sarsılmaz bir kale gibi olan imanın esenliğini kim verebilirdi acı çeken yüreklere

Dağlanan bedenlere.

Tıpkı Gazze'dekiler gibi.

Sonunda Resullah'ın yanına vardı. Ey Allah’ın Resulü (SAV) şu çektiğimiz işkenceler için Rabbine dua etmeyecek misin? Dedi. Resulullah onun halinden ne kadar ağır işkenceler çektiğini anladı. Teselli bekleyen bir yürek vardı karşısında. Yaslandığı yerden kalktı, doğruldu ve Habbab'a yaklaşıp şefkatle dokundu ve ellerini açıp Yarab Habbab'a yardım et dedi.

Ardından müjde dolu sözler dökülüverdi dilinden: "Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir taraklarla bütün bedeni taranır, etleri, kemikleri soyulup kazınırdı, bazıları da vardı ki testereyle ikiye bölünürlerdi yine de bu işkenceler onları dinlerinden çevirmezdi.

Allah’tan korkunuz! Şüphesiz Allah sizin için Fethi ihsan edecektir.

Vallahi Yüce Allah bu işi muhakkak tamamlayacak!

Bu iş muhakkak tamamlanacak!

Bu işin hükmü muhakkak yerine getirilecektir!

Hatta hayvanına binmiş bir kimse San'adan çıkıp Hadramut'a kadar gidecek ve Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak. Ancak koyunları varsa ona kurdun saldırmasından korkacak. Fakat siz acele ediyorsunuz"

Ödenen tüm bedellerin ardından zaferin geleceğini, hiçbir bedelin boşa gitmeyeceğini müjdeliyordu Resulullah. İşkence, ambargo ve hicretin ardından Allah Müslümanları Mekke'nin fethi ile sevindirmişti.

Gazze'deki her bir fert dünya üzerinde eşine az rastlanır bir katliam ve vahşetle karşı karşıya. Allah Resulü ve sahabelerini yalnız bırakmayan Allah onları yalnız bırakmayacak.

Kim masada onlar aleyhine pazarlık yapıyorsa yapsın

Kim Gazze'yi israil'e peşkeş çekmeye kalkışırsa kalkışsın

Kim cephede kazanılanları Filistin'in aleyhine, israil'in lehine döndürmeye çalışırsa çalışsın.

Yüce Allah bu işi tamamına erdirecek. Bu ağır bedellerin sonu zaferle noktalanacak.

Yüce Allah zafere giden tüm yolları mücadele safındakilere açacak, onlara güç kuvvet verecek.

Hem de sadece Gazze'nin, Filistin'in değil, tüm İslam aleminin özgürlüğüne vesile olacak bir zafer gelecek inşallah.

Bu zaferle İslam alemi için kurulmuş çakma ve emperyalist hedeflere hizmet eden tüm rejimler yerle bir olacak. İslam diyarları güvenin, huzurun, adaletin yeniden İslam'la tesis edildiği beldeler olacak.

Batının saltanatı yerin dibine geçecek.

Ve tarih yeniden yazılacak!

Artık söz Müslümanların elinde, güç Müslümanların güdümünde olacak.

Yeter ki ne pahasına olursa olsun safımızı direnişin yanında tutmaya ve direnişi desteklemeye devam edelim.

QOSHE - Bu İş Tamam Olacak - Aynur Sülün
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bu İş Tamam Olacak

2 0
08.11.2023

Resulullah'ı aramaya başladı. Kâbe’de olduğunu öğrenince yönünü oraya doğru çevirdi. Efendisinin yaptığı sistematik işkencelerden bir gün kurtulacağını biliyordu. Bir gün sona erecekti bu Mekke müşriklerinin işkencesi. Ama her mümin gibi o da bir teselli arayışı içinde, bir müjde duyma ihtiyacındaydı. Ruhuna dokunacak, sabrını tazeleyecek sözlere, ellerini avuçlarının içine alacak bir ele ne kadar da ihtiyacı vardı.

Demirciydi Habbab.

Efendisi her gün onun kafasını kızgın demirlerle dağlıyordu dininden döndürmek için. Demir ve ateşin birliği Habbab'ın bedeninde tarif edilmez acılar oluştursa da o Rabbim Allah'tır demekten bir an geri durmuyordu.

Sonunda Habbab için ateş yakmışlardı ve ellerini, ayaklarını bağlayıp ateşin közü üzerine yatırmışlardı. Ta ki pişen etlerinin yağı közü söndürene kadar.

Beli bakılamayacak kadar korkunç, vicdanları kavuracak kadar derindi. Tıpkı Gazze'de parçalanan her bir beden gibi.

Bu acılarla yürüyordu Habbab, Kâbe’ye doğru. Dava Liderine, Peygamberine doğru.

Her şeye rağmen zerre kadar pişmanlığı yoktu Müslüman olmaktan dolayı.

Zerre kadar şüphesi yoktu Rabbinden ve O'nun Peygamberinden

Sarsılmaz bir kale gibi olan imanın esenliğini kim verebilirdi acı çeken........

© Doğruhaber


Get it on Google Play