menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müzeye Kaldırdığımız Âlimlerimiz

39 14
01.01.2026

Yıllar önce elime, bir akademisyen tarafından İbn Haldun üzerine yazılmış bir kitap geçti. Kitaptaki şu ifade zihnimde uzun süre yankılanmıştı:

“Kendi evimizdeki hazinenin anahtarını bir yabancıdan almış gibiydik.”

Yazar, bu cümleyi kurma nedenini üniversite yıllarına ait bir anısıyla açıklıyordu:

Fakülteye, sosyal bilimler ve tarih felsefesi üzerine konferans vermek üzere Batılı bir konuk profesör gelir. Konuşma ilerledikçe konu İbn Haldun’a evrilir. Batılı akademisyen, İbn Haldun’u, Machiavelli, Montesquieu, hatta Marx ile kıyaslayarak onu modern sosyal bilimlerin gerçek kurucularından biri olarak takdim eder.

Akademisyen o anki hislerini şöyle aktarıyor:

“Biz o zamanlar genç talebeydik ve büyük ölçüde sanıyorduk ki bilimin, felsefenin her türlüsü yalnızca Batı’dan gelir…”

Bu anlatı merakımı celbedip araştırmaya sevk etti. Bunun üzerine Machiavelli, Montesquieu, Marx ve daha birçok düşünürde İbn Haldun’un izlerini sürdüm. Ve şunu fark ettim:

Hobbes, korku ve çıkar üzerinden insan doğasını açıklarken;

Machiavelli, ahlaktan bağımsız bir iktidar işleyişini tarif ederken;

Montesquieu, coğrafya ile toplum yapısı arasındaki ilişkiyi kurarken;

Marx, üretim ilişkileri üzerinden tarihi okurken…

İbn Haldun, tüm bu unsurları daha 14. yüzyılda “asabiyet” kavramı etrafında bir araya getirmişti. Nitekim Arthur Laffer’in, bugün........

© Doğruhaber