HANİ BİRİ GİDİNCE BİN TANESİ GELECEKTİ?
Ne zaman bir değerimizi yitirsek, neredeyse refleks hâline gelmiş bir cümleyi tekrarlarız:
“Bir gider, bin gelir.”
Oysa bazı isimler vardır ki evet, belki ismen binlercesi gelir; ama gelenler yalnızca kalabalığı artırır. Hiçbiri onun bıraktığı boşluğu dolduramaz. Hele ki giden bir mevsimse, bir milyon kişi de gelse artık bahar gelmez.
Peki, neden bu boşluklar dolmuyor?
Bunun birçok sebebi var. Ancak bugün yalnızca bir tanesini irdelemek istiyorum:
Değerlerimizi gerçekten anlayamıyoruz.
Bir düşünürü, bir âlimi, bir mütefekkiri çoğu zaman kendi eserlerinden değil; başkalarının onun hakkında ne söylediğinden tanıyoruz. Onu anlamaya çalışmak yerine, hakkında yürütülen tartışmaların gürültüsünde kayboluyoruz. Metinlerle değil, etiketlerle konuşuyoruz.
İmam Gazali tam da böyle bir isimdi.
Ve bu yüzden hiçbir zaman yeri doldurulamadı.
Onu İslam dünyasının altını oymakla suçladılar.
Aklın üzerine beton döktüğünü söylediler.
Felsefeyi bitirdiğini, düşünceyi durdurduğunu iddia ettiler.
Devlet hizmetinde bir memur olmakla itham ettiler.
Elbette İmam Gazali eleştirilebilir. Neticede o da bir insandı ve hata yapması mümkündü. Felsefecilere yönelttiği bazı genellemeler tartışmaya açıktır; kimi meselelerde sert bir dil kullandığı da söylenebilir. Bunları görmezden gelmek, İmam Gazali’yi anlamak değil; onu putlaştırmak olur.
Ancak sorun tam da burada başlıyor.
Asıl mesele İmam Gazali değil; onun düşüncesinin sonraki yüzyıllarda nasıl dondurulduğudur. Eleştirel bir arayış olarak ortaya çıkan fikirler, zamanla sorgulanamaz kabullere........© Doğruhaber
