İnsanlığı Dirilten Kelâm: Kuran-ı Kerim
Zamanın derinliklerine uzanan bir gece… Sessizliğin en yoğun olduğu anlardan biri… Yeryüzü suskun, gökyüzü sırlarla dolu… İnsanlık, hakikatten uzaklaşmış; kalpler yorulmuş, ruhlar daralmıştı. Adalet unutulmuş, merhamet zayıflamış, vicdanlar körelmeye yüz tutmuştu.
İşte böyle bir vakitte…
Nur Dağı’nın eteklerinde, Hira’nın sükûnetinde… Bir kalp vardı; arayan, sorgulayan, bekleyen… Düşünen, hakikati özleyen bir gönül…
İnsanların hali ağır gelmişti ona. Yaşananlar incitmiş, gördükleri derin izler bırakmıştı gönlünde. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir ruh, sessizlikte Rabbine yönelmişti.
Ve bir an… Zamanın akışı değişti. Sessizliği yaran ilahi bir hitap yankılandı:
Cebrâil (as) seslendi son elçiye. Hira’nın sessizliğinde yankılanan o emirle başladı insanlığa uzanan kutlu çağrı. O andan sonra değişti yeryüzü. Cehaletin karanlığını dağıtan, kalpleri imanla aydınlatan bir hitap oldu Kur’an; doğru yolu gösteren bir hidayet nuru, gönüllere huzur veren bir rahmet kaynağı…
Düşünün; hayata anlam katan, insana Rabbini ve sorumluluğunu hatırlatan bir kılavuzu. Onunla aydınlanmıştır kalbin derinliği, onunla dirilmiştir gönüller. Ona yönelen felaha ermiş, ona sarılan huzur bulmuş, ondan yüz çeviren ise hüsrana sürüklenmiştir.
Düşünün; satırları kalplere dokunan kelamı… Yolunu kaybeden insanlığa bir aydınlık olmuş, tevhidin ve yaratılış hikmetinin unutulmaya yüz tuttuğu zamanlarda hakikati yeniden hatırlatmıştır. Varoluş gayesini insana göstermiş, hakikatle bağını koparmaya yüz tutmuş kalpleri uyandırarak gönülleri tevhidin aydınlığıyla buluşturmuştur.
Rabbimizi tanıyalım, kendimizi bilelim,........
