Maduro’nun kaçırılması örneğinde ahlâk ve hukuk
Malum, geçen hafta sonu ABD askerî bir operasyonla Venezuela diktatörü Nicolas Maduro ve eşini uyurlarken yakalayıp ‘’uyuşturucu kaçakçılığı’’ suçlamasıyla yargılanmak üzere New York’a getirdi. Bir devletin başka bir ülkenin devlet başkanını bu şekilde zorla kaçırarak kendi ülkesinde mahkeme önüne çıkarması alışıldık bir şey olmadığından, Trump yönetimi uluslararası toplumun eleştiri ve kınamalarına maruz kaldı, birçoklarınca uluslararası hukuku ihlâl etmekle ve ‘’haydutluk’’la suçlandı.
Buna karşılık çoğu Venezuela’lı Maduro’ya yapılandan pek rahatsız olmuş görünmüyordu. Hatta tam tersi bir manzara vardı Venezuela’da. Maduro’nun ABD tarafından yargılanmak üzere kaçırılması ülkesinin corrupt ‘’yönetici sınıf’’ı nezdinde değilse de, halkı arasında genellikle coşkulu gösteri ve kutlamalara neden oldu. Venezuela’da gerçekte ne olduğunu bilenler için bu durum hiç de şaşırtıcı değildir.
Çünkü Maduro uyguladığı devletçi-populist politikalarla (devletleştirme/millileştirme) halkını yoksulluk ve sefalete mahkûm etmiş, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini tanımayan bir baskı politikası izleye gelmiş, muhalefeti zor yoluyla demokratik siyasî rekabetin dışına itmiş ve mevcut siyasî konumunu seçimleri çalmasına borçlu olan populist bir diktatördü. Düşünün ki, gerçek meşru muhalefet lideri hayatı tehlikede olduğu için saklanmak zorunda kalmış ve Nobel Barış Ödülü törenine bile şahsen katılamamıştı. Kısaca, diktatör Maduro ülkesinin meşru devlet başkanı değildi.
Yabancı bir hukukçunun dediği gibi, bu acımasız diktatörün gerçek suçu........
