Hâlin Diliyle Şahitlik
Bir hakikat, dile geldiği kelimelerle değil; bedene büründüğü hâllerle tanınır.
Söz, ne kadar süslü olursa olsun, arkasında bir örneklik durmuyorsa havada asılı kalır.
İnsan, duyduğuna değil; gördüğüne inanır.
Kulaklara dökülen söz gelip geçicidir; gözlerin şahit olduğu hâl ise, hele ki kalpten yansıyor ise, kalpte kök salar.
Örneklik yoksa temsiliyet de yoktur.
Temsil, bir sıfatı taşımak değil; o sıfatı yaşayarak taşınabilir kılmaktır.
Bir iddia, bir inanç, bir aidiyet; ancak sahibinin hâlinde tezahür ettiğinde gerçeklik kazanır.
Aksi hâlde geriye yalnızca iddianın gölgesi, inancın kabuğu, aidiyetin rozeti kalır.
Bizler çoğu zaman temsil ettiğimizi zannettiğimiz değerlerin, bizi mi temsil ettiğini yoksa bizim onları mı temsil ettiğimizi karıştırırız.
Oysa mesele, davanın büyüklüğünde değil; onu taşıyan omuzun........
