Zirve, Tek Kişilik Bir Hapishanedir

Josh Safdie’nin tek başına yönetmen koltuğuna oturduğu ilk büyük kurmaca projesi olan, yılın en iyi filmlerinden Marty Supreme vizyondaki yerini aldı. 1950’lerin Amerika’sında, pinpon dünyasının tuhaf ve karizmatik figürü Marty Reisman’ın hayatından esinlenerek, spor biyografisi janrına yeni bir soluk getiren yapım; hırs, bireycilik ve sınır tanımayan kapitalist arzular üzerine yer yer eleştirel, yer yer absürt bir bakış sunuyor. Safdie Biraderler’in daha önceki işlerinden aşina olunan o kaotik, nefes nefese bırakan ve karakteri köşeye sıkıştıran anlatı yapısı, bu filmde yerini daha stilize bir sinema diline bırakıyor. Bir sporcunun yükseliş ve düşüş hikâyesini ele alan yapım, aynı zamanda bir oyunun sanata, bir karakterin de kendi yarattığı mite dönüşme sürecini masaya yatırıyor.

Gerçek bir masa tenisi efsanesi olan Marty Reisman’ın hayatından yola çıkan hikâye, onun yalnızca bir sporcu olarak değil, aynı zamanda kendi markasını kurma hırsıyla yanıp tutuşan bir figür olarak portresini çiziyor. Kronolojik biyografi tuzağına düşmekten özenle kaçınan, Marty’nin hayatının dönüm noktalarını birer durak olarak kullanan senaryo metni, geleneksel yükseliş hikâyesinin ötesine geçerek, ana karakterin sürekli itildiği bir sıkışmışlık hissi yaratıyor. Tür -hatta türler- içindeki yeri oldukça nevi şahsına münhasır olan film bir dönem draması estetiği taşırken, diğer yandan spor filmlerinin klişelerini yıkan bir yapıya sahip. Filmin en güçlü yönlerinden biri seyirciye sevilesi bir kahraman sunma derdinde olmayışı; aksine kusurlu ve yer yer itici olan bir dehayı tüm çıplaklığıyla sergilemesi. Josh Safdie ve Ronald Bronstein’ın ortak kaleminden çıkan, son derece keskin, zeki, hatta zaman zaman absürt olan diyalogların ritmi, pinpon topunun hızıyla yarışır nitelikte adeta. Karakterin profesyonel başarısı ile kişisel yalnızlığı arasındaki tezatı besleyen bir yapı üzerine inşa edilen film, asıl odağını kahramanın huzursuzluğuna ve mükemmeliyetçilik sancılarına dikerken, dramatik ağırlığını sadece kazanılan maçlara değil, kaybedilen insani bağlara yüklüyor.

Safdie Biraderler’in önceki filmlerindeki meşhur el kamerası gerginliğinden biraz daha uzaklaşarak, daha akışkan ve koreografik bir kamera kullanım tarzına evrilen Marty Supreme’de, özellikle müsabaka sahnelerindeki yakın planlar ve masanın etrafındaki neredeyse dans eder tempodaki dairesel hareketler, izleyiciyi........

© Diriliş Postası