menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SOYKIRIMA DİLSİZ, COĞRAFYAYA ARSIZ GAZZE'YE KÖR, TÜRKİYE'YE NANKÖR SARI ZARFLAR

34 0
29.03.2026

Geçtiğimiz yıl The Teachers' Lounge gibi eli yüzü düzgün bir işe imza atarak beğeni toplayan ve Almanya'nın Oscar adaylığını kapan İlker Çatak, belli ki Türkiye’ye saldırarak Batı’da açılan kapıların cazibesine kapılmış. Siyasi siparişi sinema diye yutturmaya Çatak’ın Sarı Zarflar’ı, güya Türkiye’deki siyasi atmosferi, baskı mekanizmalarını ve bir ailenin bu cenderedeki dramını anlatma iddiasında. Ancak karşımızda ne gerçek bir Türkiye var ne de sahici karakterler. Hikaye, yönetmenin kendi muhayyilesindeki ‘karanlık Türkiye’ imajını Berlin’deki efendilerine pazarlamak için kurgulanmış tutarsız bir ajitasyon yığınından ibaret. Olay örgüsü o kadar zorlama ki Berlin Film Festivali’nin bu çiğliği ‘sanat’ niyetine ödüllendirmesi, sinema estetiğinden ziyade siyaseten Türkiye düşmanlığının tescili. Burada, Çatak’ın asıl meselesinin politik film yapmak değil, politikayı bir koçbaşı gibi kullanarak, aidiyet hissetmediği bir coğrafyayı Batılı seçkinlerin önüne meze etmek olduğu anlaşılıyor.

Modern hayat süren tiyatrocu bir çiftin, politik duruşlarından ötürü işlerinden edilmelerini ve sistemin çarkları arasında ezilme süreçlerini kadrajına alan Çatak, hikâyeyi hızla bir Türkiye karalamasına dönüştürüyor. Aziz ve Derya çifti, bir yandan kariyerlerini kurtarmaya çalışırken diğer yandan içine düştükleri ekonomik darboğazda, ‘sistem yanlısı’ akrabaları ve liyakatsiz bürokratlar tarafından aşağılanıyor. Nihayetinde aile dağılmanın eşiğine geliyor. Ancak film, bu dramatik yapıyı kurarken o kadar taraflı ve o kadar sığ bir yol izliyor ki bir noktadan sonra mesele bir hak arayışından çıkıp, Türkiye’deki her kurumun, her memurun aşağılık olarak gösterildiği bir nefret operasyonuna evriliyor. Ailenin kendi içindeki çözülmesi bile, yönetmenin Batılı efendilerine "Bakın buralar ne kadar yaşanmaz yerler!" mesajını vermek için kullandığı ucuz bir anlatıdan öteye geçemiyor.

Filmin senaryosu tam anlamıyla ilkokul müsameresi kıvamında. Yaşayan insanlar gibi değil, yönetmenin elinde tuttuğu birer döviz -iki anlamıyla da- gibi kurgulanan karakterlerin diyalogları da izleyicinin zekâsıyla alay edercesine yapay ve slogancı. Karakterlerin ağzına yerleştirilen sözde politik ve didaktik cümleler dramatik derinlikten yoksun, sürekli mesaj verme kaygısı güden, ergen tweetleri gibi. Yani filmde insanlar konuşmuyor, adeta birbirlerine bildiri okuyorlar. "Sizin o yedi düvel dediğiniz, gökkuşağının yedi rengi olmasın!" gibi absürt ve gerçek hayatta karşılığı olmayan repliklerle güya sistem eleştirisi yapılıyor. 5-E’den İlker! Otur, sıfır!

Tansu Biçer ve Özgü Namal gibi yetkin isimlerin böylesine ruhsuz, neye hizmet ettiği belli olmayan ve........

© Diriliş Postası