Memento mori |
2000 yılında, Leonardo DiCaprio ve Tilda Swinton’ın başrollerde yer aldığı The Beach filmindeki işbirliği ile tanıdı sinema dünyası Alex Garland ve Danny Boyle’u. Garland’ın, hem romanına hem senaryosuna imza attığı, Boyle’un da yönetmen koltuğunda oturduğu The Beach’in başarısından iki yıl sonra, 28 Days Later’da yine işbirliği yapan Boyle ve Garland, ileride kült olacak bir zombi klasiği yarattıklarından habersizdiler. 2025 yılına gelindiğinde, Boyle ve Garland bir kez daha işbirliği içine girdiler ve 28 Years Later yıllar sonra izleyici ile buluşmuş oldu. Ancak, bir finali olmayan 28 Years Later’ın devam filmi beklenmeye başlandı. Yapımcılar, iki filmin arasına çok uzun yıllar girmesini istemedikleri için 28 Years Later: The Bone Temple’ın çekimlerinin, ilk filmin hemen ardından (back-to-back) yapılmasını planladılar. Danny Boyle, ilk filmin kurgusu ve post-prodüksiyonuyla ilgilenirken, ikinci filmin hazırlık ve çekim sürecini yönetmesi fiziksel olarak imkânsız olduğundan, bu devam filminin kamera arkasına Nia DaCosta geçti. Teknik olarak Nia DaCosta’nın imzasını taşıyan 28 Years Later: The Bone Temple; filmi bizzat yönetmese de yapımcı olarak her aşamada, Alex Garland ile birlikte karar mekanizmasında yer alan Danny Boyle’un gözetimi altında şekillendi.
2021 yılında yönettiği Candyman ile adını duyuran DaCosta, 28 Years Later: The Bone Temple ile serinin mirasını sırtlanıp, bıraktığı dünyayı devralırken, kendi özgün gotik dilini yaratmayı da başarıyor. Geçen yılki yapıma kıyasla daha ağır ve içe dönük olsa da, DaCosta’nın seriye taze, tekinsiz ve derinlikli bir bakış açısı getirdiği söylenebilir. İlk filmin daha çok, parçalanmışlık ve bireysel travmalar etrafında şekillenen anlatısına karşılık, bu film daha kolektif, daha mitolojik ve daha ideolojik bir düzleme taşınıyor. Zombi mitini salt kovalamaca ve hayatta kalma temalarından çıkarıp, çöken medeniyetin külleri üzerinde yükselen yeni ve hastalıklı inanç sistemlerinin bir metaforuna dönüştüren yapım, post-apokaliptik ve zombi-korku türünün klişelerinden sıyrılarak daha sanatsal ve rahatsız edici bir düzleme oturuyor.
Enfeksiyonun patlak vermesinden yirmi sekiz yıl sonrasında geçen filmde, virüs artık sadece biyolojik bir tehdit değil, hayatta kalan topluluklar için mitolojik bir korku unsuruna dönüşmüş durumda. Geçen yılki filmde İngiltere kırsalında güvenli bir sığınak arayışında olan insanlığın yolu, bu kez ‘Kemik Tapınağı’ olarak adlandırılan mekânda, enfekte olanları kutsal bir ceza aracı olarak gören fanatik bir toplulukla kesişiyor. Karakterlerin hem zombilerle hem de insanın içindeki vahşetin........