İnsan Sınır Çizen Değil, Sınırı Aşandır

Daha önce 47 Meters Down (2017), The Strangers: Prey at Night (2018), Resident Evil: Welcome to Raccoon City (2021) gibi ortalamanın üstünde korku filmlerine imza atan; ‘slasher’, ‘body horror’, ‘folk horror’ ve ‘monster horror’ türleri üzerine bir kariyer inşa eden Johannes Roberts’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Primat vizyondaki yerini aldı. Doğanın en zeki ve en vahşi türlerinden biri olan şempanzeyle kapalı bir alanda mahsur kalma temasını işleyen yapım, türün meraklılarına vadettiği tempo ve adrenalini sağlıyor ancak sinema sanatına yenilikçi bir bakış açısı getirmekten ziyade, janrın kurallarını harfiyen uygulayan, eli yüzü düzgün bir ‘B-movie’ niteliğinde. Yönetmen, 47 Meters Down’daki klostrofobik gerilimi bu kez bir eve taşımayı beceriyor, ancak hikâyenin tahmin edilebilir yapısının önüne geçemiyor.

Film, dış dünyadan izole, lüks bir villada evcil şempanzesiyle birlikte yaşayan bir ailenin, bu egzotik sevgisinin ölümcül bir bedele dönüşmesini hikayeliyor. Üniversite öğrencisi Lucy, arkadaşları Kate, Nick ve Hannah ile birlikte, babası Adam'ın Hawaii'deki lüks evinde bir hafta sonu partisi planlarken, ailenin evcil şempanzesi Ben'in, kuduz bir firavun faresi tarafından ısırılmasıyla her şey değişir. Ben'in kuduz belirtileri göstermesi ve giderek bir öfke makinesine dönüşmesi, gruptaki gençleri sonsuzluk havuzunda barikat kurmaya ve kendilerini şempanzeye karşı korumaya zorlar. Bu sırada Ben'in vahşi saldırıları birer birer kurban almaya başlar.

Dışarıdan gelen bir hırsız ya da katil yerine, ailenin yıllarca beslediği bir evcil hayvanın canavara dönüşümünü işleyen yapım, senaryo açısından risk almaktan kaçınan bir yapıda. Roberts’ın önceki işlerinde de görülen sistematik senaryoda çatışmalar net, mekân sınırlı ve tehdidin dozu giderek artıyor. Ancak bu kez karakter derinliği ve dramatik gelişim, gerilim mekanizmasının gerisinde kalıyor. Yani senaryonun ritim kontrolü iyi ancak karakterlerin sadece........

© Diriliş Postası