O PİS KELİMEYİ AĞZINIZA ALMAYIN |
Her yıl nisan ayında ülke olarak bir stresin, bir sinir harbinin içinde buluyorduk kendimizi. Bu zamanlarda Avrupa’da özellikle Fransa’da Ermeni kökenli gruplarca parlamento ve sivil toplum kuruluşları düzeyinde bir tahrik başlatılır ve o küçücük dediğimiz Ermenistan’ın adını dünya yüzeyinde duymayan kalmazdı. Bununla da bitmez, aynı dönemlerdeharitada yerini güçlükle göstereceğimiz küçük küçük devletler sözde Ermeni soykırımını tanıyan kararlar alır ve Ermeni lobilerinden destekleri kapardı. Bu kirli oyunun bir ucu da ABD’de baş verir. Yıllarca mevcut ABD Başkanı’nın 24 Nisan’da çıkıp “soykırım” mı diyecek “büyük felaket” mi diyeceğini kara kara düşündük. Fakat işler değişti…
Mustafa Serdar Palabıyık, “1915 Olaylarını Anlamak: Türkler ve Ermeniler” kitabıyla iç içe geçmiş ve 800 yıl beraber yaşamış iki milletin tek bir yıl özelinde birbirine düşman olamayacağını anlatmaya gayret ediyor.
Normal şartlarda işin içinde siyasal ve ekonomik saiklerolmasa kanaatim odur ki tek bir Ermeni lobisi bile ağzına pissoykırım kelimesini almazdı. Ama siyasette ve ekonomide işler böyle yürümüyor. Siz vazgeçseniz de kan davası güdecek birileri mutlaka çıkar. Hatta soykırımın olmadığına dair devletler arası anlaşma dahi olsa Ermeni tarafında imzacılarıhain ilan edecek pek çok grup ve tabii ki lobiler de bulunacaktır. Türkiye, bölgesel bir güç haline geldikçe böyle ipe sapa gelmez hayali planlarla sıkıştırılamayacaktır. Nitekim son birkaç yıldır meydana gelen gelişmeler bunu gösterdi.
Yazar, olayları çok yönlü olarak ele almış ve en başta soykırım ifadesinin teknik açıdan nasıl tanımlanması gerektiğinden bahsetmiş. Sahi soykırım nedir ve neye soykırım denir? Bu ifadenin öyle herkese yapıştırılamaması için sınırları son derece kesin çizgilerle çizilmiş bir tanıma ihtiyaç vardı. Bu da zaten Soykırım Sözleşmesi ile sağlanmış. Sözleşme maddesini buraya nakledecek değilim ama bir amaç ve bir kasıt olması gerektiğini söyleyebilirim. Ayrıca belirli bir gruba dönük bir eylem gerçekleştirilmiş olmalıdır. Ermenilerin Osmanlı veTürkiye için ne ifade ettiğini bilmeden böyle bir tanıma başvurmak çok yanlış olacaktır. Yazar, kısaca Türk tezlerini savunmakta ve yaşanan ortak acıların tartışılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Rumların yerini Ermeniler aldı
Anlatılanların temelinde yaşanan acı tecrübelerin soykırım yaftasıyla yaftalanamayacak şeyler olduğu var. Üstelik Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu içindeki konumlarına ilişkin de kritik bilgiler verilmiş. Tanzimat Fermanı olsun, Islahat Fermanı olsun azınlık haklarını genişleten ve hatta onları belirli alanlarda üstün tutan maddelerle doludur. Osmanlıda hiçbir zaman Ermenilerin yok edilmeye çalışıldığına dair ne bir delil bulunabilir ne de buna emare olabilecek bir icraat gösterilebilir. Hatta Yunanistan on dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlıdan ayrılıp bağımsızlığını ilan edince bürokrasideki Rum unsurların yerini Ermeniler almaya başlamıştır. Bu arada bürokraside zaten önemli bir Ermeni unsurunun varlığını da hatırlatmak isterim. Osmanlı İmparatorluğu işine yarayacak ve güvenebileceği kişilere dinine ve milliyetine bakmadan vazife ve sorumluluklar vermekten kaçınmamıştır. Bu noktada kitapta ilginç örnekler verilmiş. Mesela; 1912-13 yılları........