Çin rüyası: Ütopya mı gerçek mi?
Çok çok uzaklarda komünist bir devlet varmış… Nüfusu öyle kalabalık öyle kalabalıkmış ki kimse oraya sahip olmayı aklından dahi geçiremezmiş… Hayır, masal bitti. Zihinlerdeki Çin algısı bu ya da buna benzer bir şeydi değil miydi? Daha eskisi de var o ise “Çin’in ipeğine kanma” ile devam eder…
Deniz İstikbal, “Çin’in Afrika Stratejisi: Yatırım, Bağımlılık, Rekabet” kitabıyla değişen dünya dengelerini yeni Çin algısıyla birlikte anlatıyor. Çin’in yatırımlarla Afrika ülkeleri üzerindeki etkisini, bunun başta Birleşmiş Milletler’deki oylamalar olmak üzere yansımalarını yıllar ve rakamlar üzerinden aktarıyor.
Etraflı bir Çin analizi okuduğumuz kitapta ülkenin değişen politik duruşu ve dünyaya bakışı değerlendiriliyor. Küresel hedeflerine uyguladığı grand stratejiyle emin adımlarla yürüyen ve hatta koşan Çin, etki alanını bölgesinin, kıtasının dışına çıkarmayı başarmış; coğrafi olarak uzak olsa da Afrika’da kendine önemli bir yer edinmiştir. Deniz İstikbal, Afrika’da özellikle üç ülke; Nijerya, Güney Afrika ve Kenya üzerinde durmuştur. Çin’in bu üç ülkeye yaptığı yatırımlar bağımlılık ilişkisini de beraberinde getirmiş ve kitapta çokça tekrarlandığı gibi bu ülkeler Çin’in uluslararası alanda fikirdaşı olmuştur. 2005-2023 arası dönem arası incelendiğinde bu açıkça görülmektedir. Kitapta söz konusu yıllara dair önemli veriler yer almakta.
Dünyadan izole eski Çin gitti yerine dünyayla bütünleşik yeni Çin geldi
Çin’in üretim, ihracat ve dolayısıyla ekonomik gelişmeye dayalı modeli hem içeride hem de dışarıda paradigmanın lehte değişimine etki etmiş böylece dünyadan izole eski Çin gitmiş yerine dünyayla bütünleşik yeni Çin gelmiştir. Ayrıca uygulanan ekonomik kalkınmacı model ve özellikle de Afrika’daki “yeni ortakları” IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası ekonomik kuruluşlardaki reform çağrılarının daha yüksek sesle dillendirilmesine yardımcı olmuştur. 1980’li yıllar Çin’in yükseldiği yıllar oldu. Bu yıllarda etkinliğini daha da artıran Çin, ideolojik olmasa da fikirlerini paylaşan yandaşlar elde etti.
Geçmişe baktığımızda Çin adına bir başarı hikâyesi yazıldığını söylemek yanlış olmaz. Kitapta altı çizildiği gibi bundan 50 yıl evvel dünya ekonomisinden izole edilmiş bir ülkenin 1999’da dünyanın dokuzuncu, 2023’te ise ikinci büyük ekonomisi olması şüphesiz takdir edilmelidir. Çin ayrıca dünya ticaretinde yüzde 17’lik paya sahiptir. Fakat yazar da dikkat çekmiş Çin “gelişmekte olan ülke” sıfatından sıyrılabilmiş değildir. Peki, bir ülke böylesi devasa bir ekonomiye sahip olup basamakları çifter çifter çıkarken neden hâlâ “gelişmekte olan ülke” sınıfında yer alır? Sizi temin ederim ki yazar bu zor sorunun cevabını da veriyor.
Çin’in mevcut görünürlüğüne sahip olmasındaki önemli isimlerden biri de mevcut Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’dir. Onun ortaya koyduğu “Yeni İpek Yolu” vizyonu, bir dışa açılım metodu olarak........
