VİCDANIN MİLLETİ OLUR
Bazen bir milletin kaderini savaşlar değiştirmez; bir çocuğun tabutu değiştirir.
Çünkü çocuklar ölünce siyaset susmalı, ideolojiler geri çekilmeli, bayraklar yarıya inmese bile yürekler yarıya inmelidir. Bir çocuğun ardından konuşulan her söz, önce vicdan mahkemesinden geçmelidir.
Narin Güran’ın ardından Türkiye’nin yaşadığı tam da budur.
Bu acı, yalnızca Diyarbakır’ın bir köyüne düşmüş bir ateş değildir. Bu ateş, Edirne’den Hakkâri’ye kadar aynı gökyüzünün altında yaşayan seksen altı milyon insanın ortak yüreğine düşmüştür. Çünkü bu topraklarda evlat acısının dili olmaz. Gözyaşının milliyeti, mezhebi, partisi ve ideolojisi yoktur.
İşte bu yüzden Selahattin Demirtaş’ın yaptığı açıklamayı, günlük siyasetin dar kalıpları içine hapsetmek doğru değildir.
Bir insanın söylediklerine bakarken önce onun kim olduğuna değil, ne söylediğine bakabilmek; medeniyetlerin ulaştığı en yüksek ahlak seviyesidir.
Tarih bize bunu defalarca öğretmiştir.
Hazreti Ali’ye atfedilen o meşhur söz boşuna söylenmemiştir:
“İnsanlar ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”
Asırlar önce söylenmiş bu cümle, bugün modern hukuk kitaplarının anlatmaya çalıştığı insan onurunun belki de en veciz tarifidir.
Selçuklu sultanları fethettikleri şehirlerde önce adalet divanını kurmuşlardı. Çünkü bilirlerdi ki kılıç bir ülkeyi fethedebilir; fakat onu ayakta tutacak olan yalnızca adalettir.
Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye bıraktığı rivayet edilen nasihatlardan biri de budur:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Yüzyıllar sonra Şeyh Edebali’nin dilinden hafızalara kazınan bu anlayış, yalnızca devlet yönetiminin değil, vicdan medeniyetinin de temel taşı olmuştur.
Kanuni Sultan Süleyman’ın huzurunda........
